31 Ocak 2014 Cuma

Elveda...

Bugün her zamanki günler gibiydi.Güneş doğudan doğup batıdan batıcaktı.Sabah ezanıyla horozlar ötecek,öğlen 12de güneş tam tepede olup içimizi ısıtacaktı.Çalışan aile bireyleri 5de paydos edecek,evlerine sıcak ekmeklerini götürecekti.Akşam muhabbetler eşliğinde güzel yemekler yenilecekti.Sonra gece olup uykular gelince herkes yumuşacık yataklarına doğru yol alacaktı.Herkes için çok güzel olmasa da öyle ya da böyle bir günü daha bitireceklerdi.Ama o gün onun için bitmez oldu,bitiremez oldu,bitmemesi için dua etti.Veda zor işti.Güle güle demenin ne kadar zor olduğunu önceden de bilirdi.Ama bu seferki farklıydı.Diğerlerinde hep bir umudu vardı içinde.Buluşacaktı yine sevdiklerine,sarılacaktı yine kardeşlerine,öpüp başına koyacaktı anasının elini,babasının mezarını yine ziyarete gidebilecekti;bilirdi.Kesin diyemezdi.Çünkü ölüm vardı,dile geldiğinde hep Allah korusunla devam ettirdiği.Ama onun dışında her vedasında bilirdi yine buluşabileceğini özlem duyduklarına.Ama işte bu sefer terk edecekti burayı dönmemek üzere.Elveda demenin veda etmekten daha zor olduğunu da bilirdi.İşte o an şehirde tüm afetler aynı anda oluyordu sanki.O an ki ağzından dökülüveriyordu elveda...

27 Ocak 2014 Pazartesi

İlk Batman Yolculuğu

Bir muhabbet olur,birileri bir şeyler anlatır onun üstüne sen de yaşadıklarını hatırlar muhabbete dahil olursun.Anlatıverirsin,kafandaki olay örgüsünü döküverirsin ortaya.İşte Batman yolculuklarım,Batman'da yaşadıklarım hep muhabbetlerimin konusu olmuştur.Ki benim dostlarım-bilen bilir-her dönüşümde 'ee anlat Özge bakalım bu sefer noldu?' diyerek karşılarlar.
Batmanla irtibatım ablamın öğretmenlik atamasının orası gelmesiyle başlıyor aslında.Tamamen yabancı bir yer daha önce ne orda bulunmuştum ne de ordan tanıdığım bir arkadaşım olmuştu.Bilmeyen birilerinin isim benzerliğinden-hala-'Bartındı deme' gibi sorularına da maruz kalırım hep.İlk uçağa binme hikayem de Batmana ilk yolculuğumla örtüşüyor aslında.Bu yolculuklarım hep bir sorunlu hep bi maceralı geçmiştir.İlk gidişim mesela 1.sınıftayım aylardan mart.Farklı şehirde olmamın ürkekliğini tam üstümden atamamışım.Havaalanına nasıl gidebilirim araştırmalarına başlamıştım.Aslında gidebileceğim 600nolu otobüs vardı ama uçağımın sabah 7de olmasının dezavantajını yaşıyordum.Zira o saate uygun otobüs yoktu.Bunun üstüne Havaşı araştırayım dedim.Ama şansıma bak ki o dönem Havaş ile belediyenin mahkemesi varmış,o yüzden mahkeme kararıyla belli bir süre Havaşın çalışması durdurulmuş.Benim ihtimaller birbir azalıyordu.Daha doğrusu tek bir ihtimal kalıyordu: Taksi. Ama o döneme kadar ben taksiye hiç kendi başıma binmemiştim.Kaldı ki binmiş olsam dahi saat 5 gibi daha önce hiç geçmediğim havaalanı yolunda tek başıma!Resmen ürkütücü.Ki o zamanlar dediğim gibi daha bir korkaktım her şeye karşı.Aile özlemini daha derin yaşardım,daha dayanıksız,daha duygusal,daha kırılgandım.Sonuç olarak taksiye binmek istemiyordum.1.sınıfta özel bir kız yurdunda kalıyordum.Güzel,sevecen bir yerdi.Öyle olunca ,aklıma bizim yurt sahibiyle konuşmak geldi.Bizi severdi,bir sorunumuz olunca da yardımcı olmaya çalışırdı.Dedim ki son çare ona söyleyim,yardımcı olmaya çalışacaktır.Gidip rica ettim beni o saatte arabayla götürebilir mi diye.Ayrıca belirttim parası önemli değil taksi ne alıyorsa o kadar da veririm ama tek güvende gideyim.Tamam dedi ben bir bu konuyu araştırayım bir şeyler bulmaya çalışırım.Bundan bir gün sonra çağırdı beni odasına.Özge dedi araştırdım otobüs yokmuş o saate.Ben söylerim taksi durağına 50 tl miş ama pazarlığını da yaparsın dedi.Ben şaşırmıştım.Ben ondan tamamen başka bir şeyde ricada bulunmuşken o bana taksi ayarlayabileceğini pazarlık da benim yapmamı söylemişti.Çok kötü olmuştum ama son bir enerjiyle arabayla götürüp götüremiyeceğini sordum.Ben o saatte götüremem dedi.Şoka girmiştim,böyle bir cevap beklemiyordum.Bir hışım odasından çıktım.Merdivenleri büyük bir hızla çıkıp odama geçtim.İçin için ağladım.Kızlar geldiler yanıma dinliyorlar ama onlar da çaresiz,ne diceklerini bilmiyorlar.Ama asıl o gün ben çaresizlik ne demek hissettim.Elinden hiçbir şey gelmemesinin ne demek olduğunu anladım ben.Çaresizliği yapayalnız yaşadım ben.Ayrıca burda derdimi söyleyebilecek hiç akrabam yoktu.Arabasıyla götürmesini rica edebileceğim başka kimse de yoktu.Çaresizdim ya bir de yurt müdürünün nolursa olsun tavırları hala aklıma geldikçe sinirimi bozar.Sonra bizim temizlikçi ablalardan biri geldi eşiyle birlikte götürebileceğini söyledi.Hala minnetle anarım kendilerini.O gün çaresiz kalmayla baş etmeyi öğrendim ben.Hem ki birilerinden bir şey rica etmenin ne kadar zor olduğunu,bana ne kadar zor geldiğini bile bile.O gün sorunsuz bir şekilde havaalanına ulaştım.Ondan sonra da Ankara aktarmalı Batman yolculuğum başladı.İlk kez uçağa binmiştim.Hostesler komik gelmişti bana.Hala da komik gelirler her binişimde.Arkadan gelen sesle belki kaçıncı tekrar ettikleri aynı onca hareket.Bence onlar da kendi aralarında gülüyorlardır bu duruma.Hareket ediyor uçak havadaki hızını önce karada sağlayıp sonra havalanıyor.İşte o ilk kalkış anında gercekten içinden bir şey böyle pat düşüyor sanki .Sonrası kolay zaten önce kuşbakışı izliyorsun şehri.Sonra bir bakmışsın altında bulut kümesi.Eğer gitceğin yer yakınsa yarısı yükselişe yarısı inişe gidiyor zaten.Yolun nasıl geçtiğini anlamıyorsun.İşte ard arda uçak binişlerimden sonra ulaşıyorum Batmana.Hiç bilmediğim yer ama bir o kadar da bağrıma basmışım sanki.Benimsemişim resmen.İndiğimde onu farkediyorum.Bana yabancı olan bu yer ,benim ailemin yuvası.Öyle ki benim yüreğim sanki burda.Bir yarım burda kalmış ben geldiğimde tamamlanmış sanki.Eve girdiğimde annemin müthiş kahvaltı sofrası karşılıyor beni.Ben gelicem diye türlü hazırlıklar,koşuşturmacalar.Oturduğumuz anda kapı çalıyor.Ev sahipleri kendi bahçelerinde olan tandırda yaptıkları tandır ekmeğini getiriyorlar sıcak sıcak.Kızın geldi sever yesin diyorlar anneme.Bu ilk sıcak karşılamayı ve o sıcacık tandır ekmeğiyle yaptığım kahvaltıyı asla unutamam.Ablamın okula gitmesi gerekiyordu.Annemle babam da o zaman biz de seni şöyle bir gezdirelim dediler. Batman benim icin 3.memleketim gibi oldu aslında.Ben gitsem simdi oraya kimseye bir şey sormadan gezer dolaşır bilmeyeni de gezdiririm.O derece iddialıyım tabii sadece merkezi icin konuşuyorum.Anlayacağınız ilçelerini filan pek de bilmem.Önce ablamın okulunun önünden geçip çarşısına doğru ilerliyoruz.Buranın insanları genel olarak kara kaşlı kara gözlü diyeceğimiz türden.Çoğu esmer,zayıf,hareketli.Annemlerden de kısa bilgiler alıyorum gezerken insanları hakkında.Buraya göç edenlere cok saygılılarmış.Bir şey alırken başım gözüm üstüne diyerek alışverişi bitirirlermiş.Bir de cok yardımseverlermiş.Annemlerin kısa sürede edindikleri birkaç gözlem işte.İnsanların birçoğu esmer ama içlerinde mutlaka sarışın,renkli gözlü filan da oluyor ama cok az.Bunların da çoğu zaten ya doktor ya polis ya asker.Çarşıya giriyoruz.Orada gezinirken mısır çarşısı diye bir dükkan var.Girdiniz mi çıkamıyacağınız türden her şeyden alasınız geliyor.Siirt antep fıstığından narlı lokumuna,çeşitli fıstık dolmalarından karpuz çekirdeğine çeşit çeşit iştahı arttıracak şeyler.Eğer yolunuz düşerse bir gün,narlı lokumla siirt antep fıstığını mutlaka tatmalısınız.Ordan çıkıp pazar yerine doğru geçiyoruz.Yeni kesilmiş bir keçi başı(dumanı üstünde) karton kutunun üstünde öylece alıcısını bekliyor.Hani belgesel programları olur ya böyle açık açık etler satılır farklı ülkelerde.Onu görüyorum burda.Sanki farklı bir dünya.Kafası kartonun üstünde olan keçinin çok geçmeden vücudunu da görüyorum.Yüzülmüş bir şekilde kancaya asılmış öylece sallanıyor.Az ilerliyoruz.Bir çocuk bezi satan dükkan görüyorum.Yanlış duymadınız sadece çocuk bezi satılıyor burada.Çuvalların içinde açık çeşitli türlerde çocuk bezleri var.Siz gelip diyorsunuz ki 1 kilo prima alayım gibi.O kadar çok çocuklu olmanın getirdiği,batıda hiç karşılaşmadığım manzara.Cadde üstünde ilerlerken adım başı şerbetli tatlı satan dükkanlarla karşılaşıyorum.Sıcak sıcak döktükleri tatlılar anında bitiyor.Aynı zamanda burda fazlaca dönerci ve et lokantaları var.Şunu farkettim ki burda gerçekten iyi yeniliyor.Ama tam zıttı halkı da incecik.Bu da sanırım fazla hareketli olmalarıyla alakalı.Yolda ilerlerken daha sonra da çokça karşılaşcağım beni her seferinde fazlasıyla üzen manzara: Tartı başında bekleyen çocuklar.Çocuk çalışan çok gördüm.Özellikle tartı başında insanların tartılmasını bekleyen minik vücudlar.Bazıları o kadar küçük ki demir paralar eline büyük geliyor.İçim parçalanıyor.Para vermenin onlara iyilik yapmak olmadığını bilerek üzülüyoruz biz de.İşte ilk Batman yolculuğum böyleydi fazla değil 4-5 gündü.Hatırlarım,havanın soğuk olmasından dolayı çok da fazla gezememiştim.Ama aşağı yukarı burayı öğrenmiş,aileme memleket olan bu yeri sevmiştim.Ayrılıklar hep acı verir,vedalar hep zor gelir bana.Ama o zaman daha bir zordu,daha bir acı vericiydi.Havaalanına geldiğimizde sarıldım sıkıca onlara.Kim bilir kaç vakit sonra sarilabilecektim,bunu düşündüm sarılırken.Kapıdan geçerken son kez el sallayıp geçtim uçağa.Uçak havalandı.Bense yüreğimin yarısını emanet ettim tekrar Batman'a...

26 Ocak 2014 Pazar

Korku

Bir görüntü...Belirsiz,siyahlar içinde.Sanki dumanlı.Ayırt edemiyorum.Ne olduğunu bilmediğim bu şey beni korkutuyor.Deli gibi korkuyorum,titriyorum.Müthiş bir sessizlik.Kalp atış sesimden başka hiçbir şey yok.Bu sessizlik ki beni boğuyor.Tıkanıyorum.Ürküyorum.Yanımda sarılabileceğim kimse yok.Seslensem,bağırsam,haykırsam duycak kimse yok.Yalnız hissediyorum kendimi yapayalnız.İleriye doğru koşturuyorum belki birileri vardır diye.Bir umut.Çaresizim.Kapana kısılmış gibi.Nereye gitsem boşluk.Boşuna kulaç atmak misali.Canım acıyor.Bu korku öyle bir şey ki yakıyor.Duramıyorum.Napcağımı bilemez halde bir o yana bir bu yana koşturuyorum;nefesim kesilene kadar-bağırarak.Korkum giderek artıyor.Belirsiz görüntü daha da büyüyor,yakınlaşıyor.Kaçamıyorum.Ayaklarım kilitleniyor.Bağırmak bir yana sesimi bile çıkartamıyorum.Korkum içimi kavuruyor.Öyle ki cehennemi yaşıyorum.Etraf zifiri karanlık oluyor.Ben ise boğuluyorum,boğuluyorum...Sıçrayarak uyanıyorum yataktan.Kalbim deli gibi atıyor.Yatak terden sırılsıklam.Hıçkırarak ağlıyorum.Rüyanın etkisinden çıkamıyorum.Korkumu üstümden atamıyor,tekrar uyumak istemiyorum...

19 Ocak 2014 Pazar

Çıkmaz Sokak

Hayat insanlara birçok insanla tanışma fırsatı sunar.Kimiyle hemen kaynaşıverirsin ama kimini ise nedenini açıklayamadığın bir sebepten dolayı için hiç almaz.Tanışmadığın insanlar hakkında da yorumlarda bulunursun;soğuk,sevecen,tatlı vs.Ama çoğu ön sezin yanıltır aslında seni.Soğuk dediğin bir kişiyle tanıştıktan sonra çok sıcak muhabbet kurabilirsin mesela.İşte bunlar hep tabudur.Ama bir de bir grup var ki çok değer verirsin en üstlere taşırsın.Ama aslında hiç de verdiğin değeri hak etmediğini anlarsın.İşte bu ortaya çıktığında yıkılır içinde bir şeyler.Daha önce de dediğim gibi o durumu hissetmeye çalıştım ve yazdım.Belki birileri burda bir şeyler bulur ya da kendini büsbütün çıkmaz sokakta...
ÇIKMAZ SOKAK
Kapkaranlık,ıssız bir yoldayım.Hızlı yürüyorum.Duyduklarım ayakkabımın topuk sesiyle derin nefes alışlarım.Öyle ki kalbimin atışıyla ayaklarımın yere vuruş sesi yarışıyor âdeta,yoruluyorum.Vücudum yorgun,beynim yorgun,kalbim yorgun.Bitkinim,bitmişim.Bütün olanlar için kendime kızıyorum.Bağırıyorum kendime,yargılıyorum durmadan kendimi.Sense suçlu değilsin gözümde,kızamıyorum sana.Kızmak için bahane bulamıyorum.Çıkmaza giriyorum.Bir insana olduğu şey icin kızılır mı diyorum sonra.Senin karakterin niye bu diye yargılıyabilir miyiz? Ya da daha doğrusu ben niye seni böyle gördüm diye bağırabilir miyiz? Hayır,hayır.Sen soytarı olan kişiyi kral yapmışsındır.Sonra soytarıya gidip kızabilir misin neden imparatorluğu çöktürdü diye? Yapma gülünç olursun.İşte bundandır ki sana sinirlenemiyorum.Ama ne oldu biliyor musun? İçimde büyüyen sen bir mum alevi gibi söndü.Nefretim büyüyor şimdilerde kar topu gibi.Görmek istemiyorum seni,nefretimin büyüklüğünü kaldıramaz belki bünyem.Bundandır korkum.Hani filmlerde olur ya karakteri benimsersin filan.Aslında bir bakarsın ki maskeymiş her şey.İşte senin bir farkın yok bundan.Olmasını çok isterdim ama yok.Bense görememişim maskenin altında gizlenen o gerçek yüzü.İnanmak nedir bilir misin? Ya güvenmek? Körü körüne.Ya güvenmenin yıkılması nedir bilir misin? Canının yanmasının kızgın ateşin tenine değer gibi olması?Bilmesen bile hissedebilir misin? Ya tahmin edebilir misin? Sorular,sessiz cevaplar.Durmadan konuşan iç sesim;yol arkadaşım.Hava yalnızlık kokuyor.Yollar ıssız,ürkek,narin.Ayak seslerim sinirli,yerle kavga ediyor.Nefesim aceleci,iç çekiyor.Ruhum kırgın,üzgün,dilsiz.Bense hızla yürüdüğüm bu yolda çıkmaz sokağa giriyorum,ruhumun kör ipleri çözemediği gibi yolumu bulamıyor;kayboluyorum.

14 Ocak 2014 Salı

Sevdalanmak

   "Aşk yokmuş mesela. Sevda varmış. İnsanlar sevdalanırmış birbirine. Sevdalanmak sizce de daha saf daha inandırıcı değil mi?" demişti bi dostum twitterda. Hoşuma gitmişti okuyunca.Sevdalanmak neydi ki gerçekten? Aşka göre niye daha değerliydi ki? Sevdalanmak masumdu bir kere.Sadece sevmekti.Kalbinin içinde yaşamaktı duygularını; gizliden ve en derininden .İçten içe büyütmekti onu içinde. Onu tanımadan onu sevmekti. Sevdalanmak kafandaki onu ona yerleştirip karşıdan hayran olmaktı ona.Sonra bir senin içindeki sana sevdalanmasını beklemekti. Sevdalanmak sabırdı bi yerde.Onun sana bir bakışını yakalayabilmek için gizliden gizliye savaş vermekti.Kıskanmaktı onu,çevresinde bulunan her şeyden. Sevdalanmak gözlerinin hep onu aramasıydı. Karşılaşabileceğin yerlerde tetikte beklemekti. Onun şu an neler yaptığı üzerine tahminler yürütmekti. Sevdalanmak kalbinin atışına hakim olamamandı.Söz geçirememendi kalbine.Sevdalanmak en derin uykundu;uyanmak istemediğin ama daha fazla uyursan sersemleştiren.Ders ortasında çalan telefon gibiydi;habersiz, utandıran,acele ettiren.Onu sevmek pişmanlıktı.Üstünden atmak istediğin ama kurtulamadığın,acı veren…

Yazımı okurken dinlemeniz tavsiye edilir...Birsen Tezer 'Bilsen'

8 Ocak 2014 Çarşamba

Maske Yüz

Ben günlük tutmakta çok kötüyümdür küçüklükten beri.Kendi yaşadıklarımı iyi ifade edemem.Etsem de belki sonra onları okumak istemem,neden bu kadar salakmışım dememek için belki de.İşte onun için yazdıklarım hep'böyle bir durumda olsam nasıl yazardım acaba?' şeklinde olmuştur.Ondandır ki yazdıklarımın hiçbirinin başkahramanı değilim ben.Kim olduğunu da bilmiyorum.Belki orda biryerlerde birileri burda bir şeyler bulur kim bilir?İşte Maske Yüz de tamamen böyle bir yazı..
           MASKE YÜZ
Aylardan ocak.Yılın tüm ayları kardeş olsa en büyük abi,bir halay olsa halaycıbaşı ,işyerinde çalışan olsalar bir patrondur ocak.İşte ocak tüm bir yılın en başındadır hep.Ondandır ki en büyük umutlar hep bu ayla başlar.Tüm sene için dileklerde bulunulur,umutlar yeşeriverir içimizde.Umutlar sonra gebe olur hayallere.Hep öyle değil midir zaten;önce umut eder sonra hayaller kurarız.O hayallerdir ki bize yaşam enerjisi veren,belki çoğu zaman ayakta kalmamızı sağlayan.Aynı zamanda hep bu ayda sorgularız bir önceki senenin ne kadar hızlı geçtiğini.Sahi siz hiç gördünüz mü ne kadar yavaş geçti diyen?Hep bir hızlı geçer zaman.Öyle ki çoğu zaman ne yetişebiliriz geçen zamanın hızına,ne de idrak edebiliriz bunca geçen zamanı.
Kışın tam ortasındayız,hava ayaz.Ocak ayı belki de en soğuk geçen zamanlardan.En üşüten ‘böyle de soğuk görmedik’ dedirten cinsten.Ama bugün Antalya’da kışa meydan okurcasına güzel bir hava var.Öyle ki insanı ister istemez gülümseme hali alır cinsten.Sahile doğru yürüyorum,yüzümdeki gülümseme daha da belirginleşiyor denizi gördükçe.Çocuklar görüyorum bir o yana bir bu yana koşuşturuyorlar, adeta nefes almadan.Sanki onca geçen kötü havadan sonra yakalambaç oynuyorlar;onlar ebe,bu müthiş hava ise kovalanan.Yaşlı teyzeleri görüyorum.Hareketleri yavaş,bir o kadar temkinli.Sıcacık gülümsemeleriyle oturmuş denizi izliyorlar.Biraz dikkatli bakarsan eğer gözlerindeki birçok yaşanmışlığı farkedebiliyorsun;acısıyla tatlısıyla.Bunları gözlemlerken bir küçük boş bank gözüme ilişiyor.Oturuyorum.Deniz tam karşımda.Parıldıyor,yükseliyor alçalıyor.Şarkı söylüyor adeta.Belki de bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.Anlayamıyorum dilini.Odaklanamıyorum kelimelerine,çözemiyorum dilini.Belki konuşmuyor sadece ağlıyordur.Hıçkırmadan,çaktırmadan,gizli gizli.Belki de konuşmuyor değil,konuşamıyordur.Dilsiz olmak zorundadır.Doğru ya ben de öyle olmadım mı?Bilinsin istedim,haykırmak istedim ama haykırmak bir yana konuşabildim mi? Ağzıma kelepçe vurulmuştu beynimin gardiyanları tarafından.Kurtulmak yok-müebbet hapis.İşte o demir parmaklar ardında hıçkırıklarımı içime ata ata ağladım ben.Kimse bilmiyordu,yüzümü maske eylemiştim ben.Kalbim ağlamaktan pas tutmuştu.Ama belli etmek yok.Kendime bile bile zulüm ettim ben.Öyle ya bir denize bakmak bile,getirdi yine aklıma kendime işkencemi.Çıkarıyorum mp4ü çantamdan.Takıyorum kulaklıkları,son ses.Şarkıyla içim daha da çürüyor sanki.Şarkılar iyi gelmez mi insana? Ruhun gıdasıdır hani? Palavra.İyi gelmiyor bana.Hep bir şeyleri hatırlatanlar değil midir? Acı vermez mi? Yakmaz mı en derininden?

Karşımda deniz kulağımda müzik.Hava sanki yaz.Burnumda çim kokusu.Gözlerim dolmuş.İzin vermiyorum gözyaşımın aşağı inmesine.Sanki o aşağı inerse ruhum da alçalacakmış gibi geliyor.Ya da ne bileyim durduramam kendimi.Ardısıra sesli ağlıyıveririm filan.Ben ki hıçkırıklarımı içime atan kişi,söylemek istediklerimi haykıramayan,ruhumu bir kapana kapayan kişi.Doğru ya yakışır mı?Ben güçlüyüm,bak şimdi bir hamlede siliveriyorum akmasına izin vermediğim gözyaşımı.Kalkıyorum ayağa,güneş tepemde,deniz karşımda,kulağımda müzik.Sahile doğru yürüyorum yüzümde kocaman gülümseme.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Sessiz Çığlığım

'Hava buz gibi.Odam dışarının soğuğundan kendini hiç koruyamamış.Aksine daha bir soğuk.Alarmım çalıyor,kalkmam gerektiğini biliyorum ama elim yine erteleme tuşuna basıyor.Tekrar uykuya dalıyorum.O beş dakikalık arada rüyalar görüyorum.Bu rüyalar ki kalktığımda hatırlamam gerekir dediğim ama zorladığımda bile hatırlayamadığım tarzdan.Ayağımla attırıyorum yorgan yükünü üstümden.Sabah bu bile beni fazlasıyla yoruyor.Kalkıyorum yataktan.Özensizce geçiriveriyorum terliklerimi ayağıma.İstikametini bilen ama sisten kaybolmuş kayık misali ruh halim.Sisi oluşturan kapanmaya direten goz kapaklarım,ne kadar zorlasam da açamıyorum.Ondan sonra da zorlamıyorum kendimi,bırakıveriyorum.Lavabonun önüne geçiyorum .Azıcık açık kalan gözkapaklarımın arasından kendime bakıyorum aynada.Bu yüz yabancı geliyor bana.Tamamen şiş,yorgun,mutsuz.Her sabah bir insan kendine yabancı gelebilir mi?Tanıyamıyorum kendimi.Çesmeyi sonuna kadar açıp elimi altına tutuyorum.Elim doldukça buz gibi suyu yüzüme ardısıra vuruyorum.Yüzümden akan damlalar yarış yapıyor adeta.Şimdi aynaya bakıyorum da biraz daha tanıdık geliyor bu şiş yüz.Denize birden atlayıp çıkmış hissine kapılıyorum.Daha iyiyim şimdi,daha bi açılmış.Bir de yüzüme gulumseme katıp bakayım diyorum.Belki o zaman daha net gelir bu yüz.Ama olmuyor,sahte bi gülümseme kurtarmıyor.Yüzümü kurulayıp koridordan odama doğru gidiyorum.Gidiyorum ama her an kaza yapcak araç gibi.Dümdüz gidemiyorum;bir sağ bir sol.Belki sabah sarhoşluğu bu.İçmeden sarhoş olmak dedikleridir belki de.Odamda yanan sobanın karşısına geçip ısıtıyorum kendimi.Özellikle hiçbir zaman ısınmak bilmeyen ellerimi uzatıyorum.Normalde bir gün önceden giyeceklerimi düşünürken bu sabah hiçbir fikrim yok.Aslında umrumda da değil.Açıp dolabımı bi kazakla kot seçiyorum.Özensizce geciriveriyorum üstüme.Makyaja gelince,yüzümün şişliğini kapatacak kadar bir seyler işte.Ama bakıyorum da pek de faydası olmuyor.Yine pek umursamıyorum.Neydi beni böyle yapan? Ben ki her sabah müzik açıp eşlik ederken,bu sabah açmaya bile üşeniyorum.Montumu geçiriyorum üstüme .Elime alıyorum çantamı.Telime bakıp saati kontrol ediyorum son kez,tam çıkma vaktim.Evden çıkmadan son bir kez aynaya bakıyorum her zamanki gibi.Bu sefer yüzüme dikkat etmeden gözlerime bakıyorum sadece.Gözlerim daha bir hüzünlü bu sabah.Kendimi daha bir yıkılmış hissediyorum.Harabeyim sanki.Öyle ki sessiz çığlıklar atıyorum,kimse duymuyor ben yine susuyorum.'

4 Ocak 2014 Cumartesi

İlk yazı,ilk heyecan

    Ben kendimi bildim bileli en iyi ifade şeklim yazı yazmak.Yazı yazmak dediysem beklemeyin öyle profesyonel şeyler.Kendi çapımda ufak tefek şeyler işte.Sana kızdım mı hey arkadaş bi mesaj bekle benden o vakit;kırıldım temalı,duygusal ağırlıklı.He eğer sana sevgim kabarıvermişse birden, o zaman küçük yazı sürprizleri de bekleyebilirsin,şaşırma! Bunu birazcık da duygusal olmama bağlıyorum,duygusallığımı da büyüten balık burcu olmam sanırsam.
  Duygusallığın getirdiği bir şey varsa o da duygular arası empati kurmam.Bir duyguyu yaşamasam bile,onu bir arkadaşımdan duymuşsam eğer,bir dizide izlemişsem veya sokakta dolaşırken tanık olmuşsam bil ki özge de bunu hisseder.bugün daha önce yazdığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum,tamamen hayali.Kendi ağzımdan ama ucundan kıyısından geçmediğim bir duygu.
         BİTTİ  
'Elimi oynatacak halim yok.Beynim yorgun,vücudum bitkin.Dışarıda ayaz,bende üşüme hali.Sobanın en dibine yaklaşmışım,çaresizce ısınmayı bekliyorum.Bir de elimde demlenmiş çay,sıcacık!Bir iki yudum alıp içimi ısıtıyorum,dışarının soğuğuna inat.Sessizlikle muhabbet kurmaya çalışıyorum,sadece kendimi duymuyorum.Bilakis;bir ordu konuşuyor sanki.Her kafadan bir ses.İçlerinden bir sesi ayırt etmeye çalışıyorum,çabalıyorum ama çıkaramıyorum.Bu ses ki içimi rahatlatan ama unutmuşum sanki.Ne zamandır konuşmuyorduk ki?Ne zamandır onun bana seslenişindeki şenliği duyamıyorum?Kaç vakit oldu ki unutuvermişim sesini?Bu kadar kolay mıdır unutmak?Peki ya silip atabilmek kalbinden onca güzel günleri bırakırcasına? Basit midir bitti demek?Sahi zorlanmadın mı o kelimeyi kullanırken,bitti!Duruma bak,bir numaralı yalancı oldum ben.Neden mi?Unutamadım çünkü ben seni.Hele sesini hiç unutmadım.Ama yediremiyorum işte kendime,anlasana.Sana kolay gelen o kelime,benim kafamda binlerce kez,senin ses tonunla,dönüp durdu onca zaman.Söyle şimdi,mümkün müymüş unutmak seni?Peki ya sesini?.Baksana hala sana sorular soruyor,çaresizce cevaplar bekliyorum.Ne saçma!'