8 Ocak 2014 Çarşamba

Maske Yüz

Ben günlük tutmakta çok kötüyümdür küçüklükten beri.Kendi yaşadıklarımı iyi ifade edemem.Etsem de belki sonra onları okumak istemem,neden bu kadar salakmışım dememek için belki de.İşte onun için yazdıklarım hep'böyle bir durumda olsam nasıl yazardım acaba?' şeklinde olmuştur.Ondandır ki yazdıklarımın hiçbirinin başkahramanı değilim ben.Kim olduğunu da bilmiyorum.Belki orda biryerlerde birileri burda bir şeyler bulur kim bilir?İşte Maske Yüz de tamamen böyle bir yazı..
           MASKE YÜZ
Aylardan ocak.Yılın tüm ayları kardeş olsa en büyük abi,bir halay olsa halaycıbaşı ,işyerinde çalışan olsalar bir patrondur ocak.İşte ocak tüm bir yılın en başındadır hep.Ondandır ki en büyük umutlar hep bu ayla başlar.Tüm sene için dileklerde bulunulur,umutlar yeşeriverir içimizde.Umutlar sonra gebe olur hayallere.Hep öyle değil midir zaten;önce umut eder sonra hayaller kurarız.O hayallerdir ki bize yaşam enerjisi veren,belki çoğu zaman ayakta kalmamızı sağlayan.Aynı zamanda hep bu ayda sorgularız bir önceki senenin ne kadar hızlı geçtiğini.Sahi siz hiç gördünüz mü ne kadar yavaş geçti diyen?Hep bir hızlı geçer zaman.Öyle ki çoğu zaman ne yetişebiliriz geçen zamanın hızına,ne de idrak edebiliriz bunca geçen zamanı.
Kışın tam ortasındayız,hava ayaz.Ocak ayı belki de en soğuk geçen zamanlardan.En üşüten ‘böyle de soğuk görmedik’ dedirten cinsten.Ama bugün Antalya’da kışa meydan okurcasına güzel bir hava var.Öyle ki insanı ister istemez gülümseme hali alır cinsten.Sahile doğru yürüyorum,yüzümdeki gülümseme daha da belirginleşiyor denizi gördükçe.Çocuklar görüyorum bir o yana bir bu yana koşuşturuyorlar, adeta nefes almadan.Sanki onca geçen kötü havadan sonra yakalambaç oynuyorlar;onlar ebe,bu müthiş hava ise kovalanan.Yaşlı teyzeleri görüyorum.Hareketleri yavaş,bir o kadar temkinli.Sıcacık gülümsemeleriyle oturmuş denizi izliyorlar.Biraz dikkatli bakarsan eğer gözlerindeki birçok yaşanmışlığı farkedebiliyorsun;acısıyla tatlısıyla.Bunları gözlemlerken bir küçük boş bank gözüme ilişiyor.Oturuyorum.Deniz tam karşımda.Parıldıyor,yükseliyor alçalıyor.Şarkı söylüyor adeta.Belki de bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.Anlayamıyorum dilini.Odaklanamıyorum kelimelerine,çözemiyorum dilini.Belki konuşmuyor sadece ağlıyordur.Hıçkırmadan,çaktırmadan,gizli gizli.Belki de konuşmuyor değil,konuşamıyordur.Dilsiz olmak zorundadır.Doğru ya ben de öyle olmadım mı?Bilinsin istedim,haykırmak istedim ama haykırmak bir yana konuşabildim mi? Ağzıma kelepçe vurulmuştu beynimin gardiyanları tarafından.Kurtulmak yok-müebbet hapis.İşte o demir parmaklar ardında hıçkırıklarımı içime ata ata ağladım ben.Kimse bilmiyordu,yüzümü maske eylemiştim ben.Kalbim ağlamaktan pas tutmuştu.Ama belli etmek yok.Kendime bile bile zulüm ettim ben.Öyle ya bir denize bakmak bile,getirdi yine aklıma kendime işkencemi.Çıkarıyorum mp4ü çantamdan.Takıyorum kulaklıkları,son ses.Şarkıyla içim daha da çürüyor sanki.Şarkılar iyi gelmez mi insana? Ruhun gıdasıdır hani? Palavra.İyi gelmiyor bana.Hep bir şeyleri hatırlatanlar değil midir? Acı vermez mi? Yakmaz mı en derininden?

Karşımda deniz kulağımda müzik.Hava sanki yaz.Burnumda çim kokusu.Gözlerim dolmuş.İzin vermiyorum gözyaşımın aşağı inmesine.Sanki o aşağı inerse ruhum da alçalacakmış gibi geliyor.Ya da ne bileyim durduramam kendimi.Ardısıra sesli ağlıyıveririm filan.Ben ki hıçkırıklarımı içime atan kişi,söylemek istediklerimi haykıramayan,ruhumu bir kapana kapayan kişi.Doğru ya yakışır mı?Ben güçlüyüm,bak şimdi bir hamlede siliveriyorum akmasına izin vermediğim gözyaşımı.Kalkıyorum ayağa,güneş tepemde,deniz karşımda,kulağımda müzik.Sahile doğru yürüyorum yüzümde kocaman gülümseme.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder