29 Ağustos 2014 Cuma

Hint Kınası

Merhabalar sevgili okuyucum, bambaşka bir yazıyla karşınızdayım :)

   Hayatınızda değişikliği sever misiniz? Değişik şeyleri denemek peki? Mesela benim değişiklik göbek adım :P Şaka bir yana değişikliği severim. Mesela saçım hiç başkaları gibi 'yıllarca aynı' kalmadı. Lise 1 de upuzun saçım vardı, lise 2 ye geçerken koltuk altı hizasına kadar kestirmiş lise 3 e geçerken ise omzumdan daha kısa kestirmiştim. Sonra uzadıkça saçım her sene farklı görüntüye sahip oluyordu doğal olarak. Ama geçen yaz aaa yeter değişiklik lazım diyip boya kullanmak istemediğimden ve doğal görüntü sağlamak için saçımı papatya suyuyla açtım. Yani değişikliği severim güzel kalpli okurlarım :) Peki bir bucket list'iniz var mı? Hani şu meşhur Bucket List filminden sonra herkesin ölmeden önce yapmayı planladığı şeyleri oluşturduğu liste.

   İşte benim hem değişikliği sevmemden ötürü hem de bucket listemde yer alması sebebiyle bir şeyi gerçekleştirdim : Hint kınası :)
   
   Bunu istemem birkaç yıl öncesine dayanıyor. Gittiğimiz bir tatil yerinde bir kızın ayak bileğine yaptırdığını görmüş ve çok beğenmiştim. Çok zarif duruyordu. Ben de yaptırmalıyım demiştim ama üstüne de çok düşmediğim için bu zamana kadar geldik, normalde ilk bir yerde yaptırır sonra seversem kendim uğraşırım diyordum ki çok yakın arkdaşım geçenlerde kendi yapmış ve gösterdi. Yine bende aynı istek, bu yaz yapmam lazım bunu! :)

ablama kına uygulamasını yaptıktan hemen sonra
İnternetten araştırdım, nasıl yapılır neler gerekir, modeller vs derken kendimi kına yaparken buldum. Siz de yapabilirsiniz belki siz de özeniyorsunuz diye nasıl yaptığımı tarif edeceğim :)
Malzemeler: 
-Hint Kınası( Değişik renkleri var eğer siyah sevmiyorsanız farklı renklerini de alabilirsiniz )
-Oksijenli su
-İnternetten seçtiğiniz bir model

   Normalde internetten araştırırsanız farklı yöntemler var, işte seçtiğiniz modelin direkt elinizde vs. çıkabilmesi için. Açıkçası o yöntemleri pek yapamadım, yani olmadı. Onun için önce model seçip sonra onu bir kalemle istediğim bölgeye baka baka çizmeye çalıştım. Bu konuda özgür davranabilirsiniz emin olun sonuç yine güzel oluyor :) 

   Hint kınasını bir şişenin kapağında yapıyoruz. Az gibi görünmesin gözünüze o kadar kına bile 4-5 kişinin modelli kınasına yetecek kadar oluyor. Ben 1 buçuk çay kaşığı kadar kınaya( ben ve ablama yapacağız bir de bilmediğim için ilk biraz fazla koymuşum, bir kişiye yapacaksanız yarım kaşık bile yeter) 2 çay kaşığı kadar da oksijenli su koydum. Bir çöp şişle karıştırdım. Kıvamı kahve telvesi gibi olması gerekiyor. Olmamışsa olana kadar açın veya kına ekleyin. Sonra kına hazır olduğunda çöp şişin sivri ucuyla (veya kürdan da olur ben çöp şiş kullandım ) uygulamaya hazırsınız.  
ablamın kınasını yıkadıktan sonra


   Ben manken olarak ablamı seçtim. Önce bir kalemle eline internetten seçtiğimiz bir modeli çizdim ve çöp şişin ucuyla kınayı uyguladım. Kınayı uygularken çok ince kalem gibi sürmeyin yoksa açık renkli olur. Kalın sürerseniz daha koyu bir renk elde edersiniz ki bu daha istediğimiz bir sonuç. Kınanın tutması da kişiden kişiye değişirmiş. Ama genel olarak 15 gün dayanıyormuş ama benim kınam şimdiden açılmaya başladı bakalım ömrü ne kadar olacak :D 

İşte ablamın kınası tamamlandıktan sonra yıkadık filan güzel olduğunu gördükten sonra o benim elime farklı bir model uyguladı. Ayağıma da ben ablamın kınasının süresini beklerken yapmıştım. Sanırım ben bu kınayı çok sevdim okurlar :D

Kınanın genel olarak bekleme süresi 2 saat diyorlar ama kesin bir sonuç almak için 4 saat bekleyin derim ben :))
bana uygulanırken :)))

veee sonuuç :)

Ne diyelim kınalı günler olsun sevgili okurlarım hihihi :D



26 Ağustos 2014 Salı

Tubi'nin Mimi

Tubi on blog mimlenmiş, gören herkesi de mimlemiş, cevaplamazsan uğursuzluk getirir demiş. Eee o vakit ben de mimlendim diyerek sorularımı yanıtlayım efendim :))


Bu fotoğraf Antalya'da manzarayı karşıma alıp çayımı yudumlamadan önce çekildi. Şimdi siz de elinize çaylarınızı alın mimi okumaya başlayın :))


1. Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder misiniz ? Peki, neden söylemediniz ?


Hayır pişmanlık çekmem, çünkü giderayak söylerim niye içimde kalsın kii :D Ahh kahrolsun bağzıı içimizde kalıp söyleyemediklerimiiiiz..

2. Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değiştirir misiniz ? 

   Hayır değiştirmem. Çünkü büyüttüğüm çocuğumla aramdaki bağ nasıl kuvvetli olur, koparılamaz. Ama kendi çocuğumu da görmek isterim :)



3. Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam pansiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp, ayaklarını ve kanatlarını koparır mıydınız ?


Ya hani böcek diye etrafımda olmasın diye öldürürüm ben, korkumdan öldürmüşlüğüm de var. Ama amaan tatil için hadi git öldür deseler kendimi kötü hissederim herhalde. O değil de saçma bir soru neden 1 haftalık tatilim zaten ömrü bir günlük olan kelebeğin ölmesine bağlı, lütfen amaa :D



4. Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek konuyor. tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mısınız?


Eğer et ürünleriyse bakmam herhalde, ne olduğu belli değil, normalde bile et ürünlerine hassasım tanımadığım yemekte aklımda bin türlü şey geçer :/
Ama ne bileyim bakliyat, sebze ya da makarna tarzı bir şeyse çatalın ucuyla bakarım, güzelse hooop mideye :D



5. Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mıydınız ? Örneğin bir yayaya çarptığında, direksiyonda dalga geçtiği halde, çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz  ? (anne baba eş sevgili )


Ahh nasıl bir hassas soru bu böyle, eğer kişi ölmüşse yapan kişi de eğer benim ailemden biriyse yalancı şahitliğimi istemez kii. Ama kazaysa ve kişiye bir şey olmadıysa yapardım herhalde, sonuçta kişiye de bişi olmamışş :/



6. Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa, ne değiştirirdiniz ?


Aldığım eğitim olarak en az 2 dili ana dilim gibi öğrenebileceğim bir okula gönderilmek isterdim, ama ahh imkanlar efenim :) Bir şatoda kim yaşamak istemezdi ki :))



7. Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var, ne kurtarırdınız ?


Cüzdan ve telefonum olur herhalde, cüzdandaki yok ehliyet, kimlik, kartlar filan hepsini tekrar çıkarmakla uğraşmak çok yahu :D İşin şakası tabii, canlar kurtarılsın gerisi önemli değil :)



8. Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma olasılığınız olsa, bunu değerlendirir miydiniz? kimi seçerdiniz ? 


İstemezdim, yeni halime alışmakla mı uğraşayım hiiiç gerek yook :D

Ben de tek tek mimlemiyorum, gören cevaplasın bakın uğursuzluk getirir ona göre ;))

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Merdiven

Özdere/İzmir'de tarafımdan çekilmiştir. 

Ah, bu merdivenler!

Nereye gidiyor böyle

Ya uçsuz bir boşluğa açılıyor,

Ölüme sürüklüyor beni

Ya da çıkarken basamaklarından,

Besbelli yoruyor beni

Ah, şu merdivenler!

Nereye sürüklüyor beni

Şu huzurun hatrına

Kandırıyor beni

Gözümde oluşan mutluluk fidanları

Bulur mu çalılıkların boyunu?

Ya yüzümde oluşan dalgalar

Ulaşır mı güneşe?

Ah o merdivenler diyorum!

Şaşırtıyor beni

Ben kendimden gittim zannederken

Kendimi buluyorum

Sana ulaştım derken

Senden uzaklaşıyorum

Ah merdivenler ahh!





20 Ağustos 2014 Çarşamba

Gezdim gördüm; Seferihisar

        Benim yazılarımı takip eden, takip etmeyip denk gelen veya paylaşımlarımı görüp kendini burda bulan sevgili okurlarım :)
  
    Mordoğan'ın ardından yeni bir gezdim gördüm yazısıyla karşınızdayım ; Seferihisar. Seferihisar Mordoğan gibi ilk defa gittiğim bir yer değildi daha önce gezip görmüş ve denizine hayran kalmıştım. Hatta hatırlarım gittiğimiz zaman önünden geçtiğimiz restaurant çalışanları ablamla beni görünce Almanca konuşmaya başlamışlardı. Herhalde Seferihisar hakkında bu aklıma kazınmış :D Yani anlayacağınız Almanlar her yerde olduğu gibi burda da çok.( Antalya'da okuduğumdan biliyorum orda da kaynıyorlar ya :D ) Ama talihsizlik o ki o gün başka bir yeri gezmeden dönüyorduk öyle bir uğramıştık onun için denize girmeye fırsat bulamamıştık. Bu sefer, ailecek çok gitmediğimiz plajları keşfedelim gayesiyle Seferihisar'a denize gitmeye karar verdik. Seferihisar'da Teos'ta Büyük Akkum Plajı'na gidecektik. Ama önce merkezine uğrayıp birkaç alışveriş yapmamız gerekiyordu. Merkeze girdiğinizde büyük salyangoz heykeli ilginizi çekiyor. Bir de ablam da daha önce duyduğu, buranın Cittaslow(sakin şehir) seçildiğini söyleyince eve gelince küçük çaplı bir araştırmaya girdim.


Cittalow simgesi Salyangoz Heykeli( Foto balkon3 sitesinden alınmadır.)
   Cittaslow-merkezi İtalya olan-hareketinin kuruluş amacı  kentlerin birbirine benzemesine, aynılaşmasının önüne geçilmesidir. Kentlerin yönetilirken yerel yemeklerine, yöresel mimarisine, geleneklerine, göreneklerin, zanaatlarına, esnafına sahip çıkılması ve desteklenmesi, birliğin üye kentler için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır. Seferihisar Türkiye'nin ilk, dünyanın 121. Cittaslow'u yani sakin şehri olmuş. Sakin şehrin simgesi olan salyangoz logosunu almaya hak kazanmış. 
Eğer yolunuz Seferihisara düşer ve heykelle karşılaşırsanız bu küçücük bilgi aklınızın bir kenarında bulunsun :))
                                                                                                                                                  
Büyük Akkum Plajı
Seferihisar'da Teos yolundan ilerleyip Seferihisar Marina'yı geçtikten sonra Büyük Akkum Plajı'na geliyorsunuz. Burası belediye tarafından düzenlenmiş olup giriş fiyatı kişi başı 2 tl, şemsiye şezlong banyo soyunma odaları vs her şey içinde üstelik, yani fiyatı çok uygun :) Tek sorun güvenlikten öte arabayı bırakamıyorsun dışarda bir yere park edip elindeki eşyaları içeri kadar taşıyorsun. Arabamızı park ettiğimiz yerden plaj bu şekilde görünüyor, öyle rahatlatıcı öyle huzur verici ki :))
Fotoğrafta çok net belli olmuyor ama belli bir yere kadar deniz çok açık mavi sonra laciverte dönüyor, öyle bir renk cümbüşü ki insan baktıkça mutlu oluyor :)







   Bu plaj güzel denizini mavi bayrak alarak da kanıtlamış.









   Bu tabloda da bir sürü yasak olan şey asılmış. Kaç kişi önünde durup inceleyip yasaklara dikkat etmiştir bilinmez, ama bu kadar yasağı bir arada görünce foto çekip paylaşayım dedim. Cittaslow simgesini yine sağ altta görebilirsiniz :))



   Plajda şezlong ücretsiz olunca bulması da çok zor oluyor valla, bildiğin herkes şezlong avına çıkıyor :D Normalde her yerde plastik olan şezlongların aksine- belki de zarar görmelerinin engellenmesi için- burda tahtadan. Renk renk olmaları ise ayrı bir şirin. Şezlongunu kapıp bulduğun ağacın altına geçtikten sonra senden mutlusu var mı bu dünyada :D





Eveeet geldik yakından denizi görmeye, yumuşacık kumu var, dalgalı ama abartılcak kadar değil en azından bizim gittiğimiz gün acayip rüzgar olmasına rağmen öyle acayip büyük dalgalar yoktu :D
Ahh gelelim bir de denize girdiğimde hissettiğim : Buzzzz. Gümüldür ile çok yakın olmasından bu denizin de soğuk olacağını tahmin etmiştim fakattt bu gerçekten buz gibi. İlk girdiğimde ablam önde ben arkada her bir dalga bana vurdukça 'aaaaaaa' diyerek fenalaştığımı belli ettim. Denizdeki çocuklar bile gülerek bakıyordu yahu utandım :D 'abla bu neee ', ' buz valla buzzz' 'nasıl alışcam yaa ' gibi isyanlarımdan sonra bi yerden sonra mecburen kendime suya attım, ama nasıl yüzdüğümü görmeliydiniz kedi gibiydim :D Nasıl kulaç attığımı bilmiyor vücudumu ısıtmak için denizde biçare çabalıyordum. Hani soğuk denizlerde hep öyle olur önce alışmaya çalışırım sonra uyum sağlardım. Ama abartmıyorum bu denizde uyum sağlayamadım, tamam yine balıklığımı gösterip çokça durdum, ama donduuum :D Deniz çok soğuk gelmesine rağmen gerçekten güzeldi. İki tarafı da yeşillik karşısı küçük bir orman. Biraz daha derin taraflarda sörf yapan kişiler. Yani ortam güzeldi :)) Sörf demişken, denizdeyken sörf yapanları bolca izledik. Resmen özendik, o kadar havalı görünüyorlardı kiii :D Sonra denizden çıktığımızda birileriyle konuşarak öğrenecektik ki burası da güzel sörf alanlarından biriymiş, ama diğer yerlere göre fiyat pahalı gelmiş. 75 tlmiş kendim gidip sormadım o kişilerin yalancısıyım :D Neyse denizde uzunca durduktan sonra yalvaran gözlerle ablama çıkalım diyordum resmen. Olayın komik tarafı bu çünkü genelde denizden çıkalım diyen ablam olur ben hiç sesimi çıkarmam balık kardeşlerim :D Neyse oldukça üşümüş şekilde şezlonglarımızın bulunduğu yere gidip iyice ısındık. Öyle üşümüşüm ki boğazlarım bile şişmeye başlamıştı, hapşurmaya başladım fılan noluyor dedim :D Neyse şimdi iyiyim, bir şey olmadı da korkmadım değil yani :D
  
    Sahilde oturup bir şeyler atıştırırken hava çok güzeldi, doğal klima :) Öyle güzel esiyor kiii... Ayrıca sahilde fazlaca serçe vardı kuma düşmüş yemek artıklarını yiyorlardı. Tam telefonu almış fazlalıklarına şaşırıp (sahilde ilk defa bu kadarına denk geldim) fotoğraf çekecektim, hemen kayboldular çekemedim.
Güneşten bolca faydalanıp güneşlenirken 'yahu bu güneş tüm dünyaya nasıl yetiyor' gibi ilkokul seviyesinde sorular sordum kendi kendime :D Daha sonra bu güzel denize bir kez girip gitmek olmaz diyerek bir daha girdim. Amaa yoook bu denize alışmak mümkün olmadı benim için. Bu seferki tepkilerime de bir kadın gülerek eşlik etti, suya atmadan alışamazsın diyerek profesyonel bir yaklaşımda bulundu kendisi bana :D Hayır ben de biliyorum asıl mesele kendini atmak zaten :D Neyse bir önceki denize girmemden çok farklı değildi yine alışmam, yine yüzdük, ablamla denizde muhabbetlerimize devam ettik derken yine donmuş vaziyette denizden çıktık. Yine ısınma, yatma derken artık ayrılma vakti gelmişti Kara ailesinin :D 

Bu arada plajın arka tarafında aynı İzmireki Sevgi Yolu gibi yerler yapmışlar. Takıcılar, dövmeciler, süs eşyacıları.. Aynı zamanda taze sıkılmış meyve suları satan Vitamin tarzında bir yer.. Aklınızda bulunsun şirin ve tatlı bir yerdi o açıdan :)

   Eşyaları tekrar arabaya doğru taşıdık. Arabanın yanına geldiğimde müthiş bir güneş manzarası vardı çekmeden duramadım :D



Arabaya eşyalarımızı yükleyip yolumuza geri koyulduk. Ahh pencereyi açtık vuran rüzgarla birlikte müziğimize de açtık, bir de eşlik ettik daha ne olsun, mutluluklar belki de küçük şeylerde denemek lazım :))


Araba ile ilerlerken solda Teos Marina var. O kadar güzel bir manzarası vardı kiii. Ama ben anca bu kadar çekebilmişim işte. Bir de ben çekicem diye ablam yavaşladı arabayla düşünün yaniii :D Hayır fotoğrafı gösterseniz ben hatırlamam bu yeri o derece farklı gerçeğiyle :D Eğer yolunuz düşer de Teos Marinanın yanından geçerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız, müthiş manzarası var :)




Bu da netten bulduğum Teos marinanın bir fotoğrafı :)







Seferihisar yolculuğumuz da burda bitmiş dönüş yolunda ilerliyorduk. Mordoğan gibi çok güzel bir gündü. Yine çok yorulmuştum, hele üst üste iki gün sabah erken kalk bolca yüz filan, yorgundum efendiler :D Bir de bir huyum var, otobüs araba gibi beni sallayan bişi olsun o benim beşiğim olur hemen uyurum. Öyle bir uyudum ki arada kafam gidiyodu annemler kafamı düzeltiyorlardı asddffasd :D Bir açtım gözlerimi evimizin önüne gelmişiz ne çabuk yahu :D 
    
   Güzel bir gün daha böyle geçmişti, eğer yolunuz Seferihisar'a düşerse bu yazım küçük bir rehber olur belki size, ne dersiniz? :))

19 Ağustos 2014 Salı

Gezdim gördüm; Mordoğan

                      Bu yazımı açıp okumaya niyet etmiş sevgili tatlı okuyucum.
  
     Şimdi karşınızda gezdim-gördüm tadında bir yazı. Maceracı diyecektiim ki orda durdum, zira Türkiye'deki maceracı yemekten başka bir şey göstermiyor. Bense öyle mi? Çok profesyonel bir tanıtım yapacağım. Şaka tabii, ne yaptın :D Makale mi yazıyoruz şurda. İşte kendi penceremden gezdiğim yeri anlatmaya çalışacağım-kelimelerim yettiğince :)
 
     Eee, gelelim Özge nereyi anlatmaya koyulacak, Mordoğan sevgili okurlarım. Mordoğan İzmir'e bağlı güzel tatil beldesi. İzmir'de gitmediğimiz veya çok önce gittiğimiz yerleri keşfetmeye koyulduk ailecek. Kafaya koyduk bir kere, amacımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz efenim :D Neyse işte yemek sepeti, buzluk yok efendim kilim vs derken arabanın bagajını doldurup yola koyulduk. Konak tarafından gidip otoban yolundan devam ederek Mordoğan'a doğru ilerliyorduk. Aman doğru yerden mi dönüş yaptık, aman yanlış yere mi girdik muhabbetleri havada uçuştu( Zira uzun süredir Mordoğan'a gitmemişti sayın ailem :D ) Her neyse ilerlerken bir de artık Hgs değişmiş mi? Hgs nedir diye sorarsanız hızlı geçiş sistemi. Eskiden otobanda bilet sistemi de vardı. Tabii artık ailemin Batman'da yaşamasından ve arabanın İzmir'de kalmasından olsa gerek haberimiz yoktu.( uzun süre de olmuş değişeli, cahil kalmışız :D ) Biz geçerken 24 küsur para cezası yazdı. Neyse dönüşte onu halledecektik de artık biz de vınnn hgsden rahatça geçebilecektik, ailecek yüzümüzdeki gülümsemeyi görecektiniz :D ( hgsde o bant gibi şeyin takılı olmamasından dolayı gündüz öten o siren sesi çok eziciydi yahuu, ne yapalım :D )

   
    Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik derken Mordoğan'a giriş yaptık. Şu yol çok tatlıydı da fotoğraflamadan geçmeyim dedim. Mordoğan'a girdiğimizde ilk şehir merkezine inip şöyle bir arabayla turladıktan sonra orman kampı tarzı bir şeyler bakınmaya koyulduk. Ama Mordoğan'da Gümüldür'den alışkın olduğumuz üzere mesire yeri ve plaj olan bir yer yokmuş. 




                                                                                                                                                                                                                                                        Önce adını çokça duyduğumuz Ardıç'a gidip sahilinde şöyle bir yürüdük, fotoğraflar çektik. Ama gözümüz korktu. Öyle çok dalga ve rüzgar vardı kii...İstediğimiz tarz bir yer bulamayınca zaten akşamüstü uğrarız diye düşündüğümüz annemin kuzeni sevgili Perihan ablayı arayıp ona misafir olduk. 










    Aslında amacımız bir iki saat oturup başka bir yere geçmekti. Ama Perihan abla öyle tatlı öyle sevimli ki salmam diye ısrarlarına biz de dayanamadık. Perihan ablanın sevimli yazlığının balkonuna oturduğunda o rüzgar, o hava farklılığını gösteriyor. Huzuru resmen hissediyorsun. Bakın yandaki fotoyu çektim balkonda otururken. Bahçelerde o kadar yeşillik var ki sığamadı bir fotoğraf karesine. Burdan baktığında karşı komşunun hasır sepetinde sallanan çiçekler bile mutluluk sebebi. İpe asılmış renkli mandal ayrıntıları ise ayrı bir sevinci anlatır belki de size. Ama en önemlisi bunların ardında görülen plaj, dalgaların sanki yarışırmışcasına hepsinin hızlı hızlı kıyıya vurması, sanki sinirlenmişcesine köpürmesi, içinde biriktirdikleri varmış gibi kabarması... Ah o plajda neler yaşanmış, kimler geçmiş, neler konuşulmuştur..Oturduğum anda bunlar geçivermişti aklımdan. Bir de bu manzaranın karşısında demlenmiş çayı ince belli bardakta içtiğimi düşünün bir, he yanına güzel tatlı mı tatlı bir sohbet de ekleyin. Tadından yenmez değil mi? Bende de öyle oldu :))



Perihan ablanın tavsiyesiyle ilk Ayı Balığı koyunda denize girelim dedik.(Not: Telefonu yanımıza almadığımızdan foto internetten almadır ) Ardıçtaki yazlıktan yürüyerek 20dkda rahat gidiliyor hele arabayla gidilse 5 dkda gidilir sanıyorum. Neyse biz de ablamla birlikte yürüyerek koya vardık. Buraya plaj bile denemez, belediye tam olarak güzel düzenlememiş açıkcası. Yukarı tarafta özel bir kuruluş güzel bir düzenleme yaparak müşterilerinin rahat takılabilecekleri yer ayarlamış. Oysa ki normal yüzmeye gelen kişiler için sahilde rahat takılabilecekleri yer yoktu, fazlaca küçüktü. Bu bizim için çok da sorun değildi, biz ablamla bir girdik mi 2 saat çıkmıyoruz. Biliyorsunuz ben bir balığım hihihi :D Deniziyle ilgili söyleyeceklerim ılık ve güzel bir denizi var. Girerken normalde ablamla 'donuyoruuuumm' 'amaaan buzz gibi beee' söylemlerimiz olmadı. Gerçekten çok ılık bir denizdi. Hemencecik atıverdik kendimizi denize :D Yerde yosun değil de böyle yeşillik tarzı şeyler olabiliyordu, ben de öyle şeylerden çok huylanırım hiç ayaklarımı yere değmedim denize girme ve çıkma dışında :D Çıkmamıza yakın el ve ayaklarıma baktım da buruş buruş olmuş. Tamam Özge normaldir uzunca denizde durdun diyor olabilirsiniz. Ama öyle değil, ağzıma arada kaçan sulardan da tecrübe ettim ki gerçekten çok tuzlu bir denizi var aynı zamanda. Ama denizin içindeyken çok zevk aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Eğer yolunuz düşerse Mordoğan'a uğrayıp bir yüzmenizde fayda var diye düşünüyorum. Genel Kültür bilgisi verecek olursam bu koy dünya çapında tehlike altında olan Akdeniz Foklarının önemli yaşam alanlarından biriymiş.
  Denizden sonra ezberlediğimiz yoldan pıt pıt yazlığa geri döndük. Oturup ikindi çaylarımızı içtik, bu arada hem komşuların söylemleriyle hem de Perihan ablanın dedikleriyle Ardıçta da denize girmeye karar verdik. Normalde burda girmeyelim diye düşünmüştük. Zira fazla dalgalıydı tam da yüzemeyecektik. Ama denizin çok ılık olduğunu ve suyunun çok güzel olduğu söylenince aklımız kalmasın diyerek tekrar deniz yoluna koyulduk. Biraz yürüdüğümüzde sahildeydik. Sabah gördüğümüz boş sahilin aksine akşamüstü fazlasıyla dolmuştu.
Ardıç sahil

Ardıç sahil
Denize girmemizle bize tavsiye verenlere hak verdik. Nasıl ılık ve güzel bir deniz öyle :) Ilık denizleri seviyorum sanırımm :D Ayı balığına göre daha ılık ve daha sığdı. Hemen derinleşmiyordu, eğer dalgasız olsa bir de küçük çocuklar için de ideal bir deniz olurdu.(Söylenene göre son 20 gündür dümdüzmüş bize öyle dalgalı denk gelmiş, şans işte :D ) Ama dalgalı diye üzüldüm mü sanıyorsunuz? Lütfen, benden bahsediyoruz. Zaten yüzmemi Ayı Balığı koyunda yapmıştım, buraya da eğlenmesi kalmıştı. O dev dalgaları beni 1 metre ilerletiyor, bazen farkında olmadığım anda yakalıyor komik anlara sebep oluyordu. Deniz fazla da kalabalık değildi, çığlık mı dersiniz yüksek sesli gülmeme mi ablamla dalga geçmelerim mi dersiniz say say bitmez. Ablamla o dalgalar yetmiyormuş gibi bir de su savaşı yaptık mı? O sırada olsa gerek, kulağıma bir su girmiş teee uykumda kulağımdan çıktı yahu :D
   Ardıçtaki yüzmemizden sonra yazlığa geldik, hava yeni kararmaya yüz tutmuşken hafif hafif de esiyorken balkonda yemeklerimizi yedik. Şu yazlığı olanların en çok şu balkonda akşam yemeği faslını sevdiğine iddiaya girebilirim. O yeşilliklerin kokusuyla yemeğin güzel kokusu karışıyor, o sırada soğuk suları bir bir mideye indiriyorsun, bu arada rüzgar saçını okşuyor..Eee daha ne olsun efendiler :D

  Gitme vakti gelmişti, Perihan ablayı tekrar söylemeden edemeyeceğim. O kadar tatlı bir misafirperverlik olmaz. Misal biz otururken rüzgar eser de üşürüz diye örtü ayarlamaya gitmiş, elbisem yeşil diye gidip yeşil örgüyü bulup bana getirmiş :))) Bu küçük tatlı bir davranışı, onun dışında o tatlı muhabbeti yeter onun. Ona veda edip İzmir için yola koyulduk. Fazlasıyla yorulmuştum ama şöyle düşündüğümde gerçekten çok güzel bir gün geçirmişim, iki farklı plajda denize girmiş çok da eğlenmiştim.

Eğer Mordoğan'a yolunuz düşerse belki beni de anarsınız, kim bilir? :))




10 Ağustos 2014 Pazar

Yersiz Saçmalamalar

            Ahhhh...İşte 2 gündür ağzımdan dökülmese de her hücremle hissettiğim yakınmam.

                   Ahh ki ne ahhhh!
   
           Ben severim kahkaha atmayı, yersiz gülmeleri, geyiğin dibine vurmaları. Severim sevmesine de 2 gündür bir acayip hissediyorum kendimi. İçimden bir Özge buharlaşıp uçmuş geriye kalanlarla idare ediyorum sanki. Kalan kırıntılarla yaşam enerjisini bulmaya çabalar gibi.

          Ne biliyim belki de saçmalıyorumdur. Zira saçmalamak da var kanımda. İnsan bazen buna da gerek duyuyor, istiyor normallikten sıyrılıp içinde bulunan o deli ruhu keşfetmeyi. İstiyor istemesine de bazen ne kadar toprağın derinliklerine kadar kazsa da hiçbir ipucu dahi geçemiyor eline. 

                İşte o zaman diyor : Ne oluyor?

         Hayatımda sessize aldığım bazı alarmların sesini sonuna kadar açtım ben. O deli gibi kulağımı tırmalayan, en derin uykumdan beni serseri gibi uyandıran o sesi inadına açtım. 

              İnada gittim, dayanabilirim dedim, olur yapabilirim bu sefer dedim. 

       Yoook. Pembe dizilerin mutlu sonları gibi olmadı bende. Yorgun düştüm. Düşüncelerin dans edişi beynimde beni halsiz bıraktı. 'Yapabilirim kiii' dediğimdeki deli cesaretim bir anda rüzgar oldu, benden uzaklaştı. Tek kanadı kırılmış kuş gibi yaralandım kendi içimde. 

            Yaralanan kuş nasıl sevecen uçsun? 

      İşte ben de kendimi acayip hissettim. Sevecenlik şöyle bir yana dursun, durdum kaldım yerimde aynı yaralanan kuş misali.

           Ne yapabilirdim? 

      Bu sefer alarmı sessize bile almak istemedim ben. Bu sefer komple kapattım. Uyanmak istemiyorum uykumdan, rüyalarımdan fedakarlık etmek istemiyorum. Ben belki de sadece büyük bir tembelim kendi içimde.

     Hayatımda paketleyip kaldırmış olduğum ve bir daha çıkaracağımı düşünmediğim şeyler bir anda tekrar önüme geliverdi. Kim açıvermişti o paketleri? Bu sefer en sıkısından paketledim, kimsenin ulaşamayacağı yere kaldırdım ben. Açılmasın, istemiyorum. Görmek istemediğimden değil, yorgun düşürüyor beni. 

 Mutluluğun içinde mutsuzluk gördünüz mü siz?
Olmaz mı hayatınızda çelişkileriniz? 

Zorluk yaşamadınız mı hiç karar verirken? 

Doğruyu bildiğiniz ve doğruyu yaptığınızı düşündüğünüz halde pişmanlıklarınız olmadı mı?

       Benim çok oldu.

          Ama yine de tek doğru var bazı şeylerde. Tek cevap, tek karar. Onun için üzülmek ne çare. Çabalamalara devam. Dipsiz kuyularda dahi olsa aradığınız mücadeleye devam.

         Bırakmak, yorgun düşüp pes etmek en kolayı. Ama kolaylıklarda değil zaferler. Belki de içinizdeki zafer bir iki ter damlasında. Belki de bir iki yıl yaşanmışlıklarda.

        Onun için hayatımdaki bazı şeylerin alarmını kapattım, sıkı sıkıya paketleyip kaldırdım açmamak üzere. Ne gerekliyse onu yapmak gerekiyor bazen. Tam da hissettiğim böyle.

        Acayip hissetsem de hayat devamlı akıyor, değil mi?

Öyleyse hadi yersiz saçmalamalara, kahkahalara devam. Sesler geliyor, duyar gibiyim, güzelll :)