19 Ağustos 2014 Salı

Gezdim gördüm; Mordoğan

                      Bu yazımı açıp okumaya niyet etmiş sevgili tatlı okuyucum.
  
     Şimdi karşınızda gezdim-gördüm tadında bir yazı. Maceracı diyecektiim ki orda durdum, zira Türkiye'deki maceracı yemekten başka bir şey göstermiyor. Bense öyle mi? Çok profesyonel bir tanıtım yapacağım. Şaka tabii, ne yaptın :D Makale mi yazıyoruz şurda. İşte kendi penceremden gezdiğim yeri anlatmaya çalışacağım-kelimelerim yettiğince :)
 
     Eee, gelelim Özge nereyi anlatmaya koyulacak, Mordoğan sevgili okurlarım. Mordoğan İzmir'e bağlı güzel tatil beldesi. İzmir'de gitmediğimiz veya çok önce gittiğimiz yerleri keşfetmeye koyulduk ailecek. Kafaya koyduk bir kere, amacımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz efenim :D Neyse işte yemek sepeti, buzluk yok efendim kilim vs derken arabanın bagajını doldurup yola koyulduk. Konak tarafından gidip otoban yolundan devam ederek Mordoğan'a doğru ilerliyorduk. Aman doğru yerden mi dönüş yaptık, aman yanlış yere mi girdik muhabbetleri havada uçuştu( Zira uzun süredir Mordoğan'a gitmemişti sayın ailem :D ) Her neyse ilerlerken bir de artık Hgs değişmiş mi? Hgs nedir diye sorarsanız hızlı geçiş sistemi. Eskiden otobanda bilet sistemi de vardı. Tabii artık ailemin Batman'da yaşamasından ve arabanın İzmir'de kalmasından olsa gerek haberimiz yoktu.( uzun süre de olmuş değişeli, cahil kalmışız :D ) Biz geçerken 24 küsur para cezası yazdı. Neyse dönüşte onu halledecektik de artık biz de vınnn hgsden rahatça geçebilecektik, ailecek yüzümüzdeki gülümsemeyi görecektiniz :D ( hgsde o bant gibi şeyin takılı olmamasından dolayı gündüz öten o siren sesi çok eziciydi yahuu, ne yapalım :D )

   
    Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik derken Mordoğan'a giriş yaptık. Şu yol çok tatlıydı da fotoğraflamadan geçmeyim dedim. Mordoğan'a girdiğimizde ilk şehir merkezine inip şöyle bir arabayla turladıktan sonra orman kampı tarzı bir şeyler bakınmaya koyulduk. Ama Mordoğan'da Gümüldür'den alışkın olduğumuz üzere mesire yeri ve plaj olan bir yer yokmuş. 




                                                                                                                                                                                                                                                        Önce adını çokça duyduğumuz Ardıç'a gidip sahilinde şöyle bir yürüdük, fotoğraflar çektik. Ama gözümüz korktu. Öyle çok dalga ve rüzgar vardı kii...İstediğimiz tarz bir yer bulamayınca zaten akşamüstü uğrarız diye düşündüğümüz annemin kuzeni sevgili Perihan ablayı arayıp ona misafir olduk. 










    Aslında amacımız bir iki saat oturup başka bir yere geçmekti. Ama Perihan abla öyle tatlı öyle sevimli ki salmam diye ısrarlarına biz de dayanamadık. Perihan ablanın sevimli yazlığının balkonuna oturduğunda o rüzgar, o hava farklılığını gösteriyor. Huzuru resmen hissediyorsun. Bakın yandaki fotoyu çektim balkonda otururken. Bahçelerde o kadar yeşillik var ki sığamadı bir fotoğraf karesine. Burdan baktığında karşı komşunun hasır sepetinde sallanan çiçekler bile mutluluk sebebi. İpe asılmış renkli mandal ayrıntıları ise ayrı bir sevinci anlatır belki de size. Ama en önemlisi bunların ardında görülen plaj, dalgaların sanki yarışırmışcasına hepsinin hızlı hızlı kıyıya vurması, sanki sinirlenmişcesine köpürmesi, içinde biriktirdikleri varmış gibi kabarması... Ah o plajda neler yaşanmış, kimler geçmiş, neler konuşulmuştur..Oturduğum anda bunlar geçivermişti aklımdan. Bir de bu manzaranın karşısında demlenmiş çayı ince belli bardakta içtiğimi düşünün bir, he yanına güzel tatlı mı tatlı bir sohbet de ekleyin. Tadından yenmez değil mi? Bende de öyle oldu :))



Perihan ablanın tavsiyesiyle ilk Ayı Balığı koyunda denize girelim dedik.(Not: Telefonu yanımıza almadığımızdan foto internetten almadır ) Ardıçtaki yazlıktan yürüyerek 20dkda rahat gidiliyor hele arabayla gidilse 5 dkda gidilir sanıyorum. Neyse biz de ablamla birlikte yürüyerek koya vardık. Buraya plaj bile denemez, belediye tam olarak güzel düzenlememiş açıkcası. Yukarı tarafta özel bir kuruluş güzel bir düzenleme yaparak müşterilerinin rahat takılabilecekleri yer ayarlamış. Oysa ki normal yüzmeye gelen kişiler için sahilde rahat takılabilecekleri yer yoktu, fazlaca küçüktü. Bu bizim için çok da sorun değildi, biz ablamla bir girdik mi 2 saat çıkmıyoruz. Biliyorsunuz ben bir balığım hihihi :D Deniziyle ilgili söyleyeceklerim ılık ve güzel bir denizi var. Girerken normalde ablamla 'donuyoruuuumm' 'amaaan buzz gibi beee' söylemlerimiz olmadı. Gerçekten çok ılık bir denizdi. Hemencecik atıverdik kendimizi denize :D Yerde yosun değil de böyle yeşillik tarzı şeyler olabiliyordu, ben de öyle şeylerden çok huylanırım hiç ayaklarımı yere değmedim denize girme ve çıkma dışında :D Çıkmamıza yakın el ve ayaklarıma baktım da buruş buruş olmuş. Tamam Özge normaldir uzunca denizde durdun diyor olabilirsiniz. Ama öyle değil, ağzıma arada kaçan sulardan da tecrübe ettim ki gerçekten çok tuzlu bir denizi var aynı zamanda. Ama denizin içindeyken çok zevk aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Eğer yolunuz düşerse Mordoğan'a uğrayıp bir yüzmenizde fayda var diye düşünüyorum. Genel Kültür bilgisi verecek olursam bu koy dünya çapında tehlike altında olan Akdeniz Foklarının önemli yaşam alanlarından biriymiş.
  Denizden sonra ezberlediğimiz yoldan pıt pıt yazlığa geri döndük. Oturup ikindi çaylarımızı içtik, bu arada hem komşuların söylemleriyle hem de Perihan ablanın dedikleriyle Ardıçta da denize girmeye karar verdik. Normalde burda girmeyelim diye düşünmüştük. Zira fazla dalgalıydı tam da yüzemeyecektik. Ama denizin çok ılık olduğunu ve suyunun çok güzel olduğu söylenince aklımız kalmasın diyerek tekrar deniz yoluna koyulduk. Biraz yürüdüğümüzde sahildeydik. Sabah gördüğümüz boş sahilin aksine akşamüstü fazlasıyla dolmuştu.
Ardıç sahil

Ardıç sahil
Denize girmemizle bize tavsiye verenlere hak verdik. Nasıl ılık ve güzel bir deniz öyle :) Ilık denizleri seviyorum sanırımm :D Ayı balığına göre daha ılık ve daha sığdı. Hemen derinleşmiyordu, eğer dalgasız olsa bir de küçük çocuklar için de ideal bir deniz olurdu.(Söylenene göre son 20 gündür dümdüzmüş bize öyle dalgalı denk gelmiş, şans işte :D ) Ama dalgalı diye üzüldüm mü sanıyorsunuz? Lütfen, benden bahsediyoruz. Zaten yüzmemi Ayı Balığı koyunda yapmıştım, buraya da eğlenmesi kalmıştı. O dev dalgaları beni 1 metre ilerletiyor, bazen farkında olmadığım anda yakalıyor komik anlara sebep oluyordu. Deniz fazla da kalabalık değildi, çığlık mı dersiniz yüksek sesli gülmeme mi ablamla dalga geçmelerim mi dersiniz say say bitmez. Ablamla o dalgalar yetmiyormuş gibi bir de su savaşı yaptık mı? O sırada olsa gerek, kulağıma bir su girmiş teee uykumda kulağımdan çıktı yahu :D
   Ardıçtaki yüzmemizden sonra yazlığa geldik, hava yeni kararmaya yüz tutmuşken hafif hafif de esiyorken balkonda yemeklerimizi yedik. Şu yazlığı olanların en çok şu balkonda akşam yemeği faslını sevdiğine iddiaya girebilirim. O yeşilliklerin kokusuyla yemeğin güzel kokusu karışıyor, o sırada soğuk suları bir bir mideye indiriyorsun, bu arada rüzgar saçını okşuyor..Eee daha ne olsun efendiler :D

  Gitme vakti gelmişti, Perihan ablayı tekrar söylemeden edemeyeceğim. O kadar tatlı bir misafirperverlik olmaz. Misal biz otururken rüzgar eser de üşürüz diye örtü ayarlamaya gitmiş, elbisem yeşil diye gidip yeşil örgüyü bulup bana getirmiş :))) Bu küçük tatlı bir davranışı, onun dışında o tatlı muhabbeti yeter onun. Ona veda edip İzmir için yola koyulduk. Fazlasıyla yorulmuştum ama şöyle düşündüğümde gerçekten çok güzel bir gün geçirmişim, iki farklı plajda denize girmiş çok da eğlenmiştim.

Eğer Mordoğan'a yolunuz düşerse belki beni de anarsınız, kim bilir? :))




2 yorum: