19 Ekim 2014 Pazar

Arada Kalmışlığın Hikayesi

Merhabalar sevgili okuyucularım,
Bir Sahne Var Aklımda diyerek başladığım bu yolda bir hikayeyle daha karşınızdayım.
Zaman zaman küçüklüğüme yolculuk yaptık, zaman zaman yaşadığım ilginç olaylara. 
Ama bu yazımda baş kahraman ben değilim, birçok yazımda olduğu gibi.
Hikaye belki size çok yakın gelecek, belki de kendinizi bulacaksınız.

Yani bir hikayeyi yaşamak için onu yazmak 
veya
bir hikayeyi yazdığın için illa onu yaşamış olman gerekmiyor. 

Benimki ikinci durum oluyor, sizden gelen kalemime dökülen hikaye...

İyi okumalar :)

'Benim hikayem tamamen dostlukla başlayıp çelişkilerle devam eden ve noktayı koyamadığım bir hikayeydi. Cümlenin sonunda bi noktalama işareti koycak olsam soru işareti olurdu herhâlde. Ne yapcağımı bilemiyorum, nokta koymak en büyük korkum, virgül desen nasıl devam edecek, ünlem hiç olmaz hep neşe var konuşmalarımda. Bize en çok üç nokta yakışırdı. Ama ben soru işaretinin üzerini kırıp yanına iki noktayı koymadım, koyamadık. Biz belki de bu oyunu oynamayı hiç bilemedik...'

 Bu akşam kitaplığımı düzenleyim derken arka taraflara sıkıştırdığım defterimi hatırladım. Bu
 defterde aylar önce içine bıraktığım minik kağıt vardı. Kağıdın içinde de işte az önce söylediğim birkaç cümle.
Hemen açıp içindekilere bakarken bu küçük kağıdı elime aldım. Sanki çok değerli bir elmasmış gibi tuttum elimde. Bakınca kağıtta yazdıklarıma, o günlere gittim bir anda. Çıkmazlarla dolu beynim kalkmış, kalbimle bir olmuş bana oyun oynuyordu, tam olarak böyle hissettim.

Aylar önce.. Bu yazıyı yazdığım gün. Telefonu bir hışımla bir kenara bırakmıştım. Odada yalnız başıma kendimi sorgulamıştım. 
Ne yapıyorum, ne yapıyor, ne hissediyorum sorularının cevaplarını bulmaya çalışmıştım. 
Ne cevap bulabilmiş ne de artık soru soracak halim kalmıştı.
 İşte o zaman dökülmüştü bu cümleler kalemimden. Sonra da sinirlenmelerim baş göstermişti. 

Kendime kızmıştım, ona kızmıştım, bize kızmıştım, her şeye kızmıştım.

Küçücük odam devlesip kocaman bir issiz çöl olmuştu âdeta. Çevremdeki her şeyi soyutlayıp yapayalnız kalıvermiştim beynim ve kalbimle birlikte. Sonra oturup sohbete başladım onlarla.

Sohbetimizde ilk sözü beynim aldı. Madem sorgulama var demişti, cevap ver.

 Dostluk nedir?

Cevap veremedim, mırın kırın ettim ama doğru dürüst hiçbir şey söyleyemedim. 

Dostluk kavramının ne olduğunu mu unutturmuştu bana? Daha önce bildiğim kavramda değişikliklere mi neden oldu? Ben niye cevapsız kalmıştım?

Peki demişti, dost dediğin kişi sonra aşık olduğun kişi olur mu?

Yok demiştim, yok olmaz. Ama kendimle çelişmiyor muyum dedim sonra. Yoo dedim, çelişmiyorum. Aşık değilim ki ben.

Kalbim söze atılıp soru sordu: 

Aşık değilsen ve arkadaşınsa, mesajlarda da bu şekilde geçiyorsa dostun mu konuştuğun kişi?

Buna uzun süre cevap verememiştim. 
Düşündüm.
 Dostum değil bu apaçık. 
Arkadaşım desem konuşmalar bu yönde değil. 
Hoşlandığım kişi desem aklıma hiç düşmüyor. 
Hangi yöne koşsam uçuruma yanaşır gibi belirsiz, sinir bozucu, korkutucu.

Beynim ve kalbim birlikte sordular bu sefer:

Ya sana gelirse, dostum olarak değil bu sefer çok daha farklı şekilde. Ne olur?

Durdum, uzunca bir süre durdum. Gelse, tam gelse, doğru dürüst gelse. 
Bana hissettirse, tam hissettirse.. Ne bileyim, o kişi desem.
 Evet bunca zaman sonra o kişi bu desem.
 Ama... 
Ama ben diyemiyorum ki. Sağlam duran bir kişi göremiyorum. Böyle sapasağlam ne istediğini bilen ve o yönde yürüyen. 
Sadece aklım karışıyor, şaşkına dönüyor afallıyorum. 
Bir anda olur olmaz yerde aklıma düşmüyor, hayallerime gelmiyor, gözümün önünde o olmuyor. 
Soruya geçersek ne mi olur, bilemiyorum. 
Belirsizlikler denizinde kum tanesi gibi ordan oraya savruluyorum.

O zaman biraz da siz konuşun,

Söyle beyin, sence olur mu?

Benim işim mantık. Duygusal yönleri bilmem. Onun için objektif bir değerlendirmeyle olur. Aslında tam da istediğin biri.

Hey kalbim, sen söyle o zaman olur mu?

Benim işim de duygusallık . Hani hiç olmucak biri için bile atabilirim. Onun için yine düşün sen ama bence olmaz. Kalbin atmıyor, midende kelebekler oluşmuyor, hayallerini kaplamıyor.

Alın işte, yine kafam karışmıştı. 

En iyisi mi, akışına bırakmak. Yorumlamamak gerek davranışları, fikir yürütmemek gerek olacaklar hakkında. 

Anlayacağınız o gün, bu kağıdı yazdığımda ona çok kızdığımdan kendimi sorgulamıştım. yazdığım kağıdı da defterimin içine koyup kaldırmıştım. O zamandan bu zamana..
Sonrasında çok şeyler oldu.

Merak mı ediyorsunuz?

Mevzu derin, bir çay demleyelim...

4 yorum:

  1. Bence o kalp atmaması gereken biri için atacak öyle hissettim nedense :)
    Merakla bekliyorum :)

    YanıtlaSil

  2. Peki demişti, dost dediğin kişi sonra aşık olduğun kişi olur mu?

    Son demlerde cok cebellestigim bir konu.. hadi koyda su cayi gel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yerde çokça olan bir sorunsal sanırım..
      Umarım sen de çözersin
      Geliyor çay bekle :))

      Sil