28 Kasım 2015 Cumartesi

İnsan

   Günler haftalar insana çok şey öğretiyormuş bunu en çok da bu hafta anladım. Yoruldum derdim ve yorulmanın ne demek olduğunu asıl bu hafta anladım. İnsan derdim bencil bir varlık; mutsuz, huzursuz, doyumsuz. Bunu en derin haliyle bu zamanlar hissettim.
     Sonra durdum dedim ki üzülmek bir yerde yetmiyor. Üzülmek mutsuzluğu çağırıyor ve hiçbir şeye çözüm olmuyor. Zaman bir şeyler öğretirken bu süreçte ve sen kaparken hayatın tecrübesini üzülmek de var elbet. Hem yorulacaksın hem kırılacaksın. Ama bu zorlu yoldan çıkardığın dersler değil miydi sana katacak olanlar? Ya da durup arkana bakıp şükredilcek şeyleri görmen gerekmez miydi? Bu böyle olduysa vardır bir hayır deyip teslim olmak değil miydi doğru olan? 

   Tam da böyleydi, umut ederim ki böyle düşünebilmek hep yerini korusun zihinlerde..

6 Kasım 2015 Cuma

Yetmiyor-yetemiyor

Oturdum, sustum, durdum.

Kendimi dinledim kendi içimde iç çekişmelerime kulak verdim. Uzun zamandır mutluyum aslında dediğimde yaşadığım saçma anları düşündüm. Mutsuz diyemeyeceğim ama mutlu hiç diyemeyeceğim arada kalmış durumları. Bulunduğum en müthiş anlarda bile tatmin olmama durumlarımı irdeledim sonra. Bunun sonunda kendime kızmalarımı hatırladım. 
Sorguladım. Ne zamandır bir şeyler yetmiyordu ya da yetemiyordu? Ne zamandır yaptığım şeylerden tat alamıyordum? Ne olmuştu?

Büyüdüm dedim olgunlaştım ya ben ondan böyle. Olgun biri olunca böyle oluyor demek ki. Ben bilmiyorsam..
Ne de güzel kandırmıştım kendimi, kendimi kandırdığımı bile bile. Yalan söylemeyi beceremeyen ben uğraşmıştım kendime inandırmak için. Oysa bilirdim ki en mükemmel yalancılar bile kendine yalan söyleyemez, kendinden bir şeyi saklayamaz.

Sonra dedim seni ortam değiştirdi. Evet, sen çevreden etkileniyorsun. Hep bir tatminsiz ortam, herkesin kafasında oturmuş ütopyalar. Ona ulaşmak için çabalar. Sonunda ise hiçbir zaman ütopyaya ulaşamama ve hep kendinde bir eksik bulma. Kimse mükemmel değil, kimse dört dörtlük değil. Kaldı ki mesele bu değil. Çıktığın her bir basamakta hep bir üst basamak var. Olmayacağını düşünsen bile basamak atladığın anda diğer üst basamak bir bakmışsın oluşmuş. İşte çıkılan basamakların stresi o kadar yormuştur ki çıkacağın basamakların umudu bile mutluluk sebebi olamaz artık. Yani mesele hiçbir zaman ütopyaya ulaşamamak ve ulaştığını düşünsen bile yetmemek. 
Sonunda da karamsarlık, mutsuzluk ve tatminsizlik.

Peki dedim tamam sen etkileniyorsun, etraf öyle sen böyle. Bu yeterli mi? Bu böyle mi olmalı, insanın kendi sınırları olması gerekmez mi? Bu kadar kolay mı olmalı? Tamam, negatif enerjiye inanırsın olumsuz olumsuzu çeker, kötü enerjiden etkilenirsin. Ama kendini değiştirmek de senin elinde. Kaldı ki sen insanın gerçekten bir şeyi isteyip de yapamayacağı bir şeyin olmadığına inanansın. Bu saçma durumu değiştirmek elinde. Ama bunun için şu iki soru var; gerçekten istiyor musun  ve kendinde bu gücü buluyor musun?

İstiyorum ama gerçekten mi onu kestiremiyorum. Daha önce gerçekten değiştirmek istediğim şeyleri de biliyorum. Onlar için bir çabam vardı, bir hedefim ve üstüne uğraşlarım. Peki buna gücüm var mı?

Bilmem. Bilmek istemem. Kendime itiraflarda bulunmasam, sussam, iç sesim sussa.

Buraya kadar okuyan kişiler belki tam da ben diyebilir. Çünkü bizim dönemin sorunu bu. Yetmiyor hiçbir şey tatmin olmuyoruz. Saçma sapan şeyleri kafamızda kocaman yapıp hayatın en büyük sorunu gibi kendimizi üzüyoruz. Bir yerde kendimizi kırıyoruz bazen kendimize küsüyoruz. Değer mi? Zaman geçip geriye dönüp baktığında çoğu üzüldüğün şey saçma gelmez mi? Ne kadar da aptal gelmez misin kendine? 

Bunları böyle aklından geçirirken hayatın gerçek yüzü de sana bazı zamanlar öyle tokatlar atar ki durup dersin ki, hey ben ne yapıyorum? Tam da az önce dediğim gibi-ben nelere üzülüyorum, nelere moralimi bozuyorum dersin. Bunu en çok da bugün ameliyathane katından yükselen feryat seslerinden sonra düşündüm- tam da sözlü sınavımızda yaptığımız stresten hemen sonra. Yine her zamanki gibi hayatı ölümün ayak seslerini duyduğumda sorguladım. Değer mi dedim biz neleri kafamıza takıyoruz kimlerin ne acısı var. Ki o acı sana da herkese de eşit yakınlıkta. 

Sorgulamalar, duyduğum o feryat sesinden sonra daha da bir arttı. Belki yine susacak, belki tekrar bir gördüğüm olayda canlanacak. Mesele dengeyi tutturmakta.

Dengeyi tutturabilmek dileğiyle..








3 Eylül 2015 Perşembe

Silmek

   Uzandım yatağıma, elime dergi aldım okumaya başladım. Fakat bir yerde farkettim ki dilim okuyor sadece, kafam başka yerde. Odaklanmalarımı kapı önünde bırakmışım gibi. Ne düşündüm diyorum, kafa gitti birden. Yok, ortaya çıkaramıyorum bu sefer de. Zaten bu sıcakta bir saati geçkin süre yürüyüp yeni eve girmişim, yorgun da sayılırım hani. Ama gündüzün çöl sıcağının etkisiyle uyuduğum 2saati saymıyorum tabii. Yani ikisi birbirini dengelemiştir değişmeyen bir şey varsa o da hep sıcak olması. 
 
   Şimdi rüzgar perdemi yavaş yavaş havaya kaldırırken daha rahat düşünüyorum. Silmeyi düşünüyorum, kafandan kalbinden birilerini bir şekilde silmek kolay mı? Ya nerden geldi şimdi bu, sorgulama ustası ben, yine neler düşünüyorum.
   Etrafımı düşünüyorum, kendimi düşünüyorum. İnsan çeşitli olunca duygular, davranışlar da o denli çeşitli oluyor. Görüyorum da ne kadar kolay olmuş silmeler. Tek bir basit sebep. Belki bir yazıyı defterinden daha zor siler, o denli rahat. Siler ve biter. Gerisi yoktur. Arkasına dönüp bakmaya çabalamaz bile, merak etmez, şüphe duymaz, üzülmez, ağlamaz. Sadece siler ve gider.
Peki silemeyenler? 
Sildi gibi görünüp içindeki yazanları okuyamayanlar? 
Ya sildim diye kendini kandıranlar?
  Bu kişiler belki de iç içe geçmiştir. Onu bilemeyiz ama şu bir gerçek ki silmek hiçbir zaman bir silginin yazıyı silmesi kadar kolay görünmez gözüme. Hep bir zordur, hep bir sorgulama. Hep bir kendini kandırma. Zorlu bir sınav kendinde. Silememek kendinde bulundurduğun bir sır, kimseyle paylaşamadığın. Unutmak kolay değil, silmek ise iz bırakır türden. 

Yani; 

Eğer bir şeyleri silmişsem ya bu kolay olmamıştır ya da sildim numarası yapıyorumdur. 

14 Ağustos 2015 Cuma

Zor Veda

Sıradan bir gündü. Akşam olmaya yaklaşmıştı. Akşam yemeği ocakta pişerken
 ikindi çayları yudumlanıyordu. Tvde her zamanki program açılmış,izleniyordu. Hiçbir yadırganası bir durum yoktu. Her zamanki muhabbetler,espriler,mevzular. Günün bu sıradanlığını bir zil sesi bölüverdi. Yoktu beklenilen bir misafir,arkadaş,dost. Şaşırtmıştı bu yüzden. Müstakil,sıcak bir evdi. Balkondan kontrol edildi kim gelmiş diye. Koşa koşa açıldı otomatikten kapı. 
Yukarı çıktı ailenin lideri. 
Yüzü donuk,hiçbir mimik yok. 
Ne bir açıklama,ne bir soru.
Sadece 'elveda' , 'hakkını helal et' söylemleri.
Yanında ağlayan ailesi,karşısında şaşkın sevdikleri.
Güçlü durmak ne mümkün.
Veda etmek ,ne zor.
Son kez bir daha göremeyeceğini bilmenin verdiği acıyla bakmak sevdiklerinin gözlerine ve dökülmesi ardından elveda sözcükleri...

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Zaman Duracak

Zaman denilen kavram ne ilginçtir, saatler hep sana çeyrek var ya da hep seni geçiyor. Dönüyorum dolaşıyorum hep seni gösteriyor. Buna rağmen hala bilmiyorum seni; kimsin, nerdesin ,ne yapıyorsun..Ne benim senden haberim ne de senin benden. Belki de tanışmışızdır da haberimiz yoktur. Hangisi olursa olsun şu var ki aynı hayalleri paylaşmışızdır ikimiz de. Çünkü biliriz ki ikimizin hayalleri bir gün, bir yerde kesişecek. O gün geldiğinde zaman duracak,ne ileri ne de geri gidecek sadece sende takılı kalacak...

6 Ağustos 2015 Perşembe

Bu Akşam

Güzel bir akşam.Hiçbir şeyi düşünmeden sadece gülmek var;durup nefes almadan.
Bu akşam tebessümden fazlası var,kahkahalar eşlik eder ay gibi parlayan gözlerimize.
Bu akşam dünyadaki tüm güzel şarkılara eşlik etmek var;tüm benliğimizle hissederek.
Bu akşam izleyip izlemediğimiz tüm filmlerin replikleri dolaşıverir dillerimizde.
Bu akşam tüm dans stillerini deneyip oynamak var çevredeki bakışları umursamadan.
Bu akşam suyun akış sesini,havanın güzel kokusunu,gecenin müthiş sessizliğini hissetmek var.
Bu akşam tüm olanları unutmak,geleceğe doğru bakıp hayal kurmak var.
Hüzün,keder,yas,mutsuzluk;bu akşam hepsini toprağın derinliklerine gömdük arkamıza bile dönüp bakmadan.
Bu akşam sıcakla soğuk birleşiyor
Bu akşam siyah ile beyaz birleşiyor
Bu akşam gök ile yer birleşiyor
Bu akşam bütün nehirler büyük bir hızla denizle buluşuyor
Bu akşam bütün iyilikler yağmur olup akıyor üstümüze,kötülükleri yok ediyor
Bu akşam ki hayat bir varmış bir yokmuş gibi bize göz kırpıyor...

4 Ağustos 2015 Salı

Burda

Burda binlerce çiçeğin kokusunu alıyorum,hepsini bir anda içime çekiyorum.
Nefes oluyorlar bana,yaşıyorum.
Burda yıldızlar ok olup saplanıyor yorgun olan vücuduma,
öldüm zannediyorlar, sadece uyuşuyorum.
Burda en sevdiğim sanatçıların düellosu var,hepsini dinliyorum.
Kimse kaybetmiyor,ben kazanıyorum .
Burda güneşin soğuk olduğunu görüyorum.İnanmıyorlar,
görmüyorlar ama ben biliyorum.
Burda en sevdiğim şarkı yağmur olup akıyor üstüme.
Sırılsıklam oluyorum,şarkı ağlıyor ben ağlıyorum...

24 Temmuz 2015 Cuma

Bilmezdim

Sisli akşamların bulutlu gündüzü varmış, bilmezdim öğrendim.
Bilinmez yolların çıkışı varmış, bilmezdim öğrendim.
Sessizlik de birer şarkıymış içimizde, bilmezdim öğrendim.

Hatırlatan her şey zamanda yolculukmuş aslında, bilmezdim öğrendim.

Çaresizliğimiz kabuslarımızmış, bilmezdim öğrendim.

Umut dediğimiz rüyalarımızmış, bilmezdim öğrendim.
 Kaybolmak bir yerde kendini bulmakmış, bilmezdim öğrendim
 Susmak bir yerde konuşmakmış, bilmezdim öğrendim.
Gözlerini kapatmak bir yerde her şeyi görmekmiş, bilmezdim öğrendim.
Bütün bildiklerim aslında bilmediklerimmiş, böyle böyle öğrendim...

16 Temmuz 2015 Perşembe

Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey

Uzun bir aradan sonra tekrar mimle karşınızdayım.
 Şeyma- blog aleminde en sevdiklerimden- yapmış, isteyen cevaplasın demiş.
 Ben de cevaplamak için karşınızdayım :)

Hayatındaki en mutlu anın neydi?

Bir soruya en kalıbı konunca afallıyorum. Diyorum ki cevabını vereceğim ama ya daha mutlu anım varsa :D Biraz garanticiyim sanırım. 
Şöyle ki ben küçükken, annemin hastanede yattığı dönem vardı. Onu hastanede ziyarete gittiğimde çok mutlu hissetmiştim kendimi.
 Tıp fakültesini kazandığım ve ablamın öğretmen olarak atandığı anlar da en mutlu olduğum anlar arasında :)

Mutluluk dediğinde aklına kim geliyor?

Annem. Her an gülen ve her an etrafını gülümseten, sürekli pozitif düşünen, olumsuz eleştiride bile kendiyle dalga geçip espri yapabilen bir kişi. Bu konuda kesinlikle idolüm :))

En tahammül edemediğin 3 davranış?

Konuştuğum halde ben orda yokmuş gibi davranılması
Konuşma veya davranışlarımla dalga geçilmesi
Küçümser tarzda tavırlar 
( Ah 'en'ler, emin olamıyoruum :))

Kolu kopsa hiç düşünmeden kolunu vereceğin kişi ?

Ah Şeyma, ah bir de psikopatça oldu demiş sormaktan da vazgeçmemiş :D Ama ben bu soruyu geçiyorum kötü düşünmek kötüyü çağırır derler. Her zaman pozitif düşünelim :)


Senin için huzurun anlamı?

Sevdiklerimin yanımda olması ve mutsuzluk, üzüntüyü kapıdan dışarı atmak. Sonrası zaten huzur :)

Türkiye'den başka bir yerde doğsaydın neresi olsun isterdin?

İtalya.
 Gidip gezmek konusunda hayalim olan yer. 

Bir yabancıyla evlenecek olsan, ailenin tepkisi ne olurdu?

İstemezlerdi. Benim mutlu olmamı isteyeceklerini, kültürlerin uyuşmasının önemli olduğunu ve kültür farklılığıyla çok uzun süreli olamaz diye düşünürler ve beni bu yönde uyarırlar diye sanıyorum. Tabii bir de gurbet olayı var ki o apayrı bir şey :)
Hayalperest Özge :)

Asla olamayacağını bildiğin halde vazgeçmediğin hayalin?

Hayal deme bana, hayalperest duruyor karşında :))
Soruya gelirsek 'asla' diye bir şey yok.
 İnandığım bir düşünce varsa o da budur. 
Gerçekten kafamıza koyduğumuz her şeyi bir gün gerçekleştirebiliriz. 
Yeter ki sabır olsun.

En kötü 3 alışkanlığın?

Herhalde günümüz şartlarında sosyal medya alışkanlığı diye cevap verebilirim. Onun dışında kötü alışkanlık olarak bir şey söylemek zor

İnsanların değişebileceğine inanıyor musun?

Yani ufak tefek şeyler değişebilir, ama temel yapı yani karakter biraz zor değişir. Kesinlikle değişmez demiyorum ama 7sinde neyse 70inde odur düşüncesi çoğu yerde haklılığını koruyor.


Kim isterse mimi yapabilir :) 

 Ramazan bayramınızı kutlarım. İyi bayramlar :))









15 Temmuz 2015 Çarşamba

Gözyaşı

      Merhabalar sevgili okuyucularım,
Bir Sahne Var Aklımda diyerek başladığım bu yolda bir hikayeyle daha karşınızdayım.
Zaman zaman küçüklüğüme yolculuk yaptık, zaman zaman yaşadığım ilginç olaylara. 
Ama bu yazımda baş kahraman ben değilim, birçok yazımda olduğu gibi.
Hikaye belki size çok yakın gelecek, belki de kendinizi bulacaksınız.

Yani bir hikayeyi yaşamak için onu yazmak 
veya
bir hikayeyi yazdığın için illa onu yaşamış olman gerekmiyor. 

Benimki ikinci durum oluyor, sizden gelen kalemime dökülen hikaye...

İyi okumalar :)
              (Daha önceki bir yazımda başlangıç yazımdır efenim :) )

Hava nemli kokuyordu, bu şehrin sıcaklığından mıydı yoksa benim gözyaşlarımdan mı bilinmez.
     
   Odanın duvarları bir-bir üstüme yıkılacak gibiydi. Fırtına yaklaşır da insanlar telaşa girer ya öyleydi benimkisi. Sanki kapıyı üstüme kitleyecekler, tüm ömür bu odaya beni hapsedeceklerdi. Öyle bunaltmıştı ki şu an olan her şey beni. Hemen küçücük çantamı takıp üstümdekiler umrumda olmadan çıkıverdim. İstemsizce durmadan akıyordu gözyaşlarım. Engel olmak ne mümkün,her gözyaşı yarışıyordu yüzümde. Sonra damla olup akıyordu gönül şelalemde. Bugün de durduramadım ya. Ne olacaksa olsundu. Öyle bir boşvermişlik.

    Zifiri karanlıkta, caddedeyim. Ayaklarım yere sert vura vura koşuyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan. Hıçkırıklarıma eşlik eden çarpan kalbimi hissediyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan...

Birden duruyorum, çöküveriyorum gözüme ilişen banka. Havanın sıcaklığına rağmen soğuk hissettiriyor oturduğum bank. Az önce bir hışımla çıkıp hiç bir şeyi umursamayan ben, rahatsız oluyorum ıslak suratımdan. Çantamdan peçete çıkarıyorum. Bir güzel siliyorum yüzümü. Akan göz kalemimden dolayı siyaha boyanan peçeteyi görünce yüzümün halini düşünüyorum da korkunç olmalı. Sinirleniyorum, yüzümün simsiyah olduğunu düşünmek beni kızdırıyor. Sanırım, temiz hava beni kendime getiriyor. Mantıklı düşünmeye başlıyorum. 

'Hey, diyorum sen. Sen ki az önce odanın içinde boğulan, ağlayarak koşan, kalbin sızlayarak dert yanan. Ne oluyor? Bu kadar mı zayıfsın? Bu kadar kolay mı etkiler seni insanlar? Bu kadar kolay mı seni yıkmak? Bir üflemeyle yerle bir olan bina gibisin şimdi.

Bak. Şimdi kendine gelmeye başlıyorsun. Kız kendine, kork kendinden. Kimse sana bunu yapmamalı, bunları yaptırmamalı. O yüzünü berbat eden gözyaşlarına haykır. O gözyaşlarını akıttıran şeylere haykır, kız, bağır. Akşam akşam seni boğan odaları yerle bir et. O odaların boğucu olmasına neden olanları yerle bir et, kır dök. 

Sen, sen, sen. Hep üzülen sen olma. Yapma bunu. Üzülme ki üzmesinler.'

Bir çırpıda geçiyor bu sözler dilimden. Ah diyorum. Ah. Çabuk kendine gel. Kalkıyorum banktan. Sakin adımlarla dönüyorum evime doğru. Artık beynimin hükmünde kararlar alıyorum yürüdüğüm yolda. 

                        Kalbim sakinleşiyor, 
                        Yüzüm kuru, 
                        Ben kararlı,mutlu,umutlu...









12 Temmuz 2015 Pazar

Dönme Dolap


    Çocukların,gençlerin,kendini genç hisseden yaşlı insanların uğrak yeridir lunapark. Kimileri adrenalin peşindedir,mideyi karman çorman yapan şeylere binerler. Kimilerinin ise tek eğlencesidir çarpışan araba. Bir başka oyuncak vardır ki yediden yetmişe herkesin mutlaka bir kere olsun bindiği şey: dönme dolap. Bilen bilir dönme dolapta yeni kişiler binerken bir duruverir, sonra tekrar yavaş yavaş hareket etmeye başlar. Her durduğu yerde farklı bir manzara ile karşı karşıya kalırız. Kimi zaman en tepeden görürüz şehri, müthiş manzarasıyla selam verir bize. Kimi zaman da öyle bir yerde durur ki etrafa bakasımız dahi gelmez. Tabii dönme dolap başkalarının inme vakti geldiğinde de durur.Böyle zamanlarda eğer ki çok tepedeyseniz oyuncağın minik minik sallanması sizde hafif gerginlik oluşturacaktır. Garip mi kaçar bilmem ama hayat bir dönme dolap gibidir. Önce geliveririz dünyaya. Ki bu dönme dolaba binişimizdir. Sonra hayatımıza yeni insanlar girer, kimi insanlar ya çıkar ya da bu dünyadan göçüp gider. Bu da her durakladığımızda inen veya binen kişilere denk gelir. Kimi zaman mutlu,neşe dolu oluruz. Kimi zaman ise kahrolsun kelimeleri dökülüverir ağzımızdan ister istemez. Hani dönme dolapta kimi zaman güzel manzarayla karşı karşıya kalıp mutluluk kahkahaları atarız kimi zaman da o minik sallanmalarında geriliriz ya işte bu da ona denk gelir. Sonra hayat turumuz yavaş yavaş tamamlanırken zaman nasıl da geçmiş anlamayız. 
   Dönme dolaptan inerken hayata da elveda deriz...

9 Temmuz 2015 Perşembe

Paradoks

   Doğrularla yanlışlar yarış yaparken sanki bir yerde hep yanlışlar kazanıyordu. Yanlışlar içinde doğrular o kadar azdı ki biz ne yanlış ne doğru ayırt edemez hâle düşmüştük. Kafamızda ayrımını yapamadığımız sorular ve dönüp dolaşıp durduğumuz bir yol vardı. Paradoksa sürüklendikçe daha çok çıkmaza giriyor ve yine aynı yerde buluyorduk kendimizi. 

-Söylesene bayım, neden? Benim bildiklerim neden beni yanıltıyor, neden?

-Bildiklerin doğruların, yaşama biçimin, aldığın eğitim, belki bir yerde dinlediğin söz.      

-Öyle. Sorgulamamam gerekir derim de yine de gördüklerim, duyduklarım, şahit olduklarım beni sorguya çekiyor bir bir.

-Senin tutumun belki de en doğrusu. Ama şu var ki yanlışlar arasında doğrular bu denli az olunca sanki görev değiştiriyorlar. Yanlışlar doğru olmuş, gizleniyor sinsice. Anlayabilene helâl olsun.

-Kanıksamalar arttı orda, burda, şurda. En çok da görebildiğimiz yerlerde. Şaşırmalarımıza bile şaşıramaz olduk! Sonuç?

-Sonuç; anlayabilen, anlamlandırabilen beri gelsin. Ne çare?!

Yani anlayacağın sevgili bu yazıları okuyan kişi; sen de eğer bu çelişkilere düştüysen kafanda, konuşuyorsan hayalet kişiyle bak o kadar da yalnız değilsin.

   Çok düşünmemek gerek, evet. Ama öyle koyverip gitmemek de gerek. Sorgulamak da gerekir bir tutam da olsa kendini ve gördüklerini. Yani yaşamı.


Düşün bakalım, ne çare ? 

24 Haziran 2015 Çarşamba

Derin Mevzu



Bu gece odanın tavanına baktığında hangi yıldızları görecek, hangi maviliklerde boğulacaksın?
Bu gece dışarı çıktığında hangi yollarda bayılacak, hangi caddelerde kaybolacaksın?

Bu gece dalmaya çalışırken hangi düşünceler uykunu engelleyecek, hangi siluetler uykunu kaçıracak?

Bu gece aklına gelen cümleler hangi sırayla dökülecek, hangi sırayla kaybolacak?

Bu gece uykunun en derininde hangi rüyaları görecek, hangi kabuslardan kaçmak isteyeceksin?

Bu gece neler olacak, bir kendinle savaş mı yoksa küçük bir tartışma mı? 

Mevzu derin.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Dilsiz

Uzun zaman oldu yazmayalı.
Yazcak şeylerim olmadığından değil yazcak şeyimin çok olmasından veya bunları dile getirememekten belki de. 

Neden her neyse korktuğum ortada apaçık. 

Neyden korkuyorum bu kadar?
 
Zamanın akıp gitmesinden mi yoksa zamanın yaklaştırmasını beklerken uzaklaştırmasından mı?

Konuşmamaktan mı susmaların giderek çoğalmasından mı?

Verilen selamların kısalığından mı artık verilecek selamların alınmamasından mı?

Bakmaktan mı görülmekten mi?

Anlamaktan mı bilmekten mi?

Sorular..

       Dilsiz cevap-lar..