24 Temmuz 2015 Cuma

Bilmezdim

Sisli akşamların bulutlu gündüzü varmış, bilmezdim öğrendim.
Bilinmez yolların çıkışı varmış, bilmezdim öğrendim.
Sessizlik de birer şarkıymış içimizde, bilmezdim öğrendim.

Hatırlatan her şey zamanda yolculukmuş aslında, bilmezdim öğrendim.

Çaresizliğimiz kabuslarımızmış, bilmezdim öğrendim.

Umut dediğimiz rüyalarımızmış, bilmezdim öğrendim.
 Kaybolmak bir yerde kendini bulmakmış, bilmezdim öğrendim
 Susmak bir yerde konuşmakmış, bilmezdim öğrendim.
Gözlerini kapatmak bir yerde her şeyi görmekmiş, bilmezdim öğrendim.
Bütün bildiklerim aslında bilmediklerimmiş, böyle böyle öğrendim...

16 Temmuz 2015 Perşembe

Hakkımda Bilmediğiniz 11 şey

Uzun bir aradan sonra tekrar mimle karşınızdayım.
 Şeyma- blog aleminde en sevdiklerimden- yapmış, isteyen cevaplasın demiş.
 Ben de cevaplamak için karşınızdayım :)

Hayatındaki en mutlu anın neydi?

Bir soruya en kalıbı konunca afallıyorum. Diyorum ki cevabını vereceğim ama ya daha mutlu anım varsa :D Biraz garanticiyim sanırım. 
Şöyle ki ben küçükken, annemin hastanede yattığı dönem vardı. Onu hastanede ziyarete gittiğimde çok mutlu hissetmiştim kendimi.
 Tıp fakültesini kazandığım ve ablamın öğretmen olarak atandığı anlar da en mutlu olduğum anlar arasında :)

Mutluluk dediğinde aklına kim geliyor?

Annem. Her an gülen ve her an etrafını gülümseten, sürekli pozitif düşünen, olumsuz eleştiride bile kendiyle dalga geçip espri yapabilen bir kişi. Bu konuda kesinlikle idolüm :))

En tahammül edemediğin 3 davranış?

Konuştuğum halde ben orda yokmuş gibi davranılması
Konuşma veya davranışlarımla dalga geçilmesi
Küçümser tarzda tavırlar 
( Ah 'en'ler, emin olamıyoruum :))

Kolu kopsa hiç düşünmeden kolunu vereceğin kişi ?

Ah Şeyma, ah bir de psikopatça oldu demiş sormaktan da vazgeçmemiş :D Ama ben bu soruyu geçiyorum kötü düşünmek kötüyü çağırır derler. Her zaman pozitif düşünelim :)


Senin için huzurun anlamı?

Sevdiklerimin yanımda olması ve mutsuzluk, üzüntüyü kapıdan dışarı atmak. Sonrası zaten huzur :)

Türkiye'den başka bir yerde doğsaydın neresi olsun isterdin?

İtalya.
 Gidip gezmek konusunda hayalim olan yer. 

Bir yabancıyla evlenecek olsan, ailenin tepkisi ne olurdu?

İstemezlerdi. Benim mutlu olmamı isteyeceklerini, kültürlerin uyuşmasının önemli olduğunu ve kültür farklılığıyla çok uzun süreli olamaz diye düşünürler ve beni bu yönde uyarırlar diye sanıyorum. Tabii bir de gurbet olayı var ki o apayrı bir şey :)
Hayalperest Özge :)

Asla olamayacağını bildiğin halde vazgeçmediğin hayalin?

Hayal deme bana, hayalperest duruyor karşında :))
Soruya gelirsek 'asla' diye bir şey yok.
 İnandığım bir düşünce varsa o da budur. 
Gerçekten kafamıza koyduğumuz her şeyi bir gün gerçekleştirebiliriz. 
Yeter ki sabır olsun.

En kötü 3 alışkanlığın?

Herhalde günümüz şartlarında sosyal medya alışkanlığı diye cevap verebilirim. Onun dışında kötü alışkanlık olarak bir şey söylemek zor

İnsanların değişebileceğine inanıyor musun?

Yani ufak tefek şeyler değişebilir, ama temel yapı yani karakter biraz zor değişir. Kesinlikle değişmez demiyorum ama 7sinde neyse 70inde odur düşüncesi çoğu yerde haklılığını koruyor.


Kim isterse mimi yapabilir :) 

 Ramazan bayramınızı kutlarım. İyi bayramlar :))









15 Temmuz 2015 Çarşamba

Gözyaşı

      Merhabalar sevgili okuyucularım,
Bir Sahne Var Aklımda diyerek başladığım bu yolda bir hikayeyle daha karşınızdayım.
Zaman zaman küçüklüğüme yolculuk yaptık, zaman zaman yaşadığım ilginç olaylara. 
Ama bu yazımda baş kahraman ben değilim, birçok yazımda olduğu gibi.
Hikaye belki size çok yakın gelecek, belki de kendinizi bulacaksınız.

Yani bir hikayeyi yaşamak için onu yazmak 
veya
bir hikayeyi yazdığın için illa onu yaşamış olman gerekmiyor. 

Benimki ikinci durum oluyor, sizden gelen kalemime dökülen hikaye...

İyi okumalar :)
              (Daha önceki bir yazımda başlangıç yazımdır efenim :) )

Hava nemli kokuyordu, bu şehrin sıcaklığından mıydı yoksa benim gözyaşlarımdan mı bilinmez.
     
   Odanın duvarları bir-bir üstüme yıkılacak gibiydi. Fırtına yaklaşır da insanlar telaşa girer ya öyleydi benimkisi. Sanki kapıyı üstüme kitleyecekler, tüm ömür bu odaya beni hapsedeceklerdi. Öyle bunaltmıştı ki şu an olan her şey beni. Hemen küçücük çantamı takıp üstümdekiler umrumda olmadan çıkıverdim. İstemsizce durmadan akıyordu gözyaşlarım. Engel olmak ne mümkün,her gözyaşı yarışıyordu yüzümde. Sonra damla olup akıyordu gönül şelalemde. Bugün de durduramadım ya. Ne olacaksa olsundu. Öyle bir boşvermişlik.

    Zifiri karanlıkta, caddedeyim. Ayaklarım yere sert vura vura koşuyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan. Hıçkırıklarıma eşlik eden çarpan kalbimi hissediyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan...

Birden duruyorum, çöküveriyorum gözüme ilişen banka. Havanın sıcaklığına rağmen soğuk hissettiriyor oturduğum bank. Az önce bir hışımla çıkıp hiç bir şeyi umursamayan ben, rahatsız oluyorum ıslak suratımdan. Çantamdan peçete çıkarıyorum. Bir güzel siliyorum yüzümü. Akan göz kalemimden dolayı siyaha boyanan peçeteyi görünce yüzümün halini düşünüyorum da korkunç olmalı. Sinirleniyorum, yüzümün simsiyah olduğunu düşünmek beni kızdırıyor. Sanırım, temiz hava beni kendime getiriyor. Mantıklı düşünmeye başlıyorum. 

'Hey, diyorum sen. Sen ki az önce odanın içinde boğulan, ağlayarak koşan, kalbin sızlayarak dert yanan. Ne oluyor? Bu kadar mı zayıfsın? Bu kadar kolay mı etkiler seni insanlar? Bu kadar kolay mı seni yıkmak? Bir üflemeyle yerle bir olan bina gibisin şimdi.

Bak. Şimdi kendine gelmeye başlıyorsun. Kız kendine, kork kendinden. Kimse sana bunu yapmamalı, bunları yaptırmamalı. O yüzünü berbat eden gözyaşlarına haykır. O gözyaşlarını akıttıran şeylere haykır, kız, bağır. Akşam akşam seni boğan odaları yerle bir et. O odaların boğucu olmasına neden olanları yerle bir et, kır dök. 

Sen, sen, sen. Hep üzülen sen olma. Yapma bunu. Üzülme ki üzmesinler.'

Bir çırpıda geçiyor bu sözler dilimden. Ah diyorum. Ah. Çabuk kendine gel. Kalkıyorum banktan. Sakin adımlarla dönüyorum evime doğru. Artık beynimin hükmünde kararlar alıyorum yürüdüğüm yolda. 

                        Kalbim sakinleşiyor, 
                        Yüzüm kuru, 
                        Ben kararlı,mutlu,umutlu...









12 Temmuz 2015 Pazar

Dönme Dolap


    Çocukların,gençlerin,kendini genç hisseden yaşlı insanların uğrak yeridir lunapark. Kimileri adrenalin peşindedir,mideyi karman çorman yapan şeylere binerler. Kimilerinin ise tek eğlencesidir çarpışan araba. Bir başka oyuncak vardır ki yediden yetmişe herkesin mutlaka bir kere olsun bindiği şey: dönme dolap. Bilen bilir dönme dolapta yeni kişiler binerken bir duruverir, sonra tekrar yavaş yavaş hareket etmeye başlar. Her durduğu yerde farklı bir manzara ile karşı karşıya kalırız. Kimi zaman en tepeden görürüz şehri, müthiş manzarasıyla selam verir bize. Kimi zaman da öyle bir yerde durur ki etrafa bakasımız dahi gelmez. Tabii dönme dolap başkalarının inme vakti geldiğinde de durur.Böyle zamanlarda eğer ki çok tepedeyseniz oyuncağın minik minik sallanması sizde hafif gerginlik oluşturacaktır. Garip mi kaçar bilmem ama hayat bir dönme dolap gibidir. Önce geliveririz dünyaya. Ki bu dönme dolaba binişimizdir. Sonra hayatımıza yeni insanlar girer, kimi insanlar ya çıkar ya da bu dünyadan göçüp gider. Bu da her durakladığımızda inen veya binen kişilere denk gelir. Kimi zaman mutlu,neşe dolu oluruz. Kimi zaman ise kahrolsun kelimeleri dökülüverir ağzımızdan ister istemez. Hani dönme dolapta kimi zaman güzel manzarayla karşı karşıya kalıp mutluluk kahkahaları atarız kimi zaman da o minik sallanmalarında geriliriz ya işte bu da ona denk gelir. Sonra hayat turumuz yavaş yavaş tamamlanırken zaman nasıl da geçmiş anlamayız. 
   Dönme dolaptan inerken hayata da elveda deriz...

9 Temmuz 2015 Perşembe

Paradoks

   Doğrularla yanlışlar yarış yaparken sanki bir yerde hep yanlışlar kazanıyordu. Yanlışlar içinde doğrular o kadar azdı ki biz ne yanlış ne doğru ayırt edemez hâle düşmüştük. Kafamızda ayrımını yapamadığımız sorular ve dönüp dolaşıp durduğumuz bir yol vardı. Paradoksa sürüklendikçe daha çok çıkmaza giriyor ve yine aynı yerde buluyorduk kendimizi. 

-Söylesene bayım, neden? Benim bildiklerim neden beni yanıltıyor, neden?

-Bildiklerin doğruların, yaşama biçimin, aldığın eğitim, belki bir yerde dinlediğin söz.      

-Öyle. Sorgulamamam gerekir derim de yine de gördüklerim, duyduklarım, şahit olduklarım beni sorguya çekiyor bir bir.

-Senin tutumun belki de en doğrusu. Ama şu var ki yanlışlar arasında doğrular bu denli az olunca sanki görev değiştiriyorlar. Yanlışlar doğru olmuş, gizleniyor sinsice. Anlayabilene helâl olsun.

-Kanıksamalar arttı orda, burda, şurda. En çok da görebildiğimiz yerlerde. Şaşırmalarımıza bile şaşıramaz olduk! Sonuç?

-Sonuç; anlayabilen, anlamlandırabilen beri gelsin. Ne çare?!

Yani anlayacağın sevgili bu yazıları okuyan kişi; sen de eğer bu çelişkilere düştüysen kafanda, konuşuyorsan hayalet kişiyle bak o kadar da yalnız değilsin.

   Çok düşünmemek gerek, evet. Ama öyle koyverip gitmemek de gerek. Sorgulamak da gerekir bir tutam da olsa kendini ve gördüklerini. Yani yaşamı.


Düşün bakalım, ne çare ?