15 Temmuz 2015 Çarşamba

Gözyaşı

      Merhabalar sevgili okuyucularım,
Bir Sahne Var Aklımda diyerek başladığım bu yolda bir hikayeyle daha karşınızdayım.
Zaman zaman küçüklüğüme yolculuk yaptık, zaman zaman yaşadığım ilginç olaylara. 
Ama bu yazımda baş kahraman ben değilim, birçok yazımda olduğu gibi.
Hikaye belki size çok yakın gelecek, belki de kendinizi bulacaksınız.

Yani bir hikayeyi yaşamak için onu yazmak 
veya
bir hikayeyi yazdığın için illa onu yaşamış olman gerekmiyor. 

Benimki ikinci durum oluyor, sizden gelen kalemime dökülen hikaye...

İyi okumalar :)
              (Daha önceki bir yazımda başlangıç yazımdır efenim :) )

Hava nemli kokuyordu, bu şehrin sıcaklığından mıydı yoksa benim gözyaşlarımdan mı bilinmez.
     
   Odanın duvarları bir-bir üstüme yıkılacak gibiydi. Fırtına yaklaşır da insanlar telaşa girer ya öyleydi benimkisi. Sanki kapıyı üstüme kitleyecekler, tüm ömür bu odaya beni hapsedeceklerdi. Öyle bunaltmıştı ki şu an olan her şey beni. Hemen küçücük çantamı takıp üstümdekiler umrumda olmadan çıkıverdim. İstemsizce durmadan akıyordu gözyaşlarım. Engel olmak ne mümkün,her gözyaşı yarışıyordu yüzümde. Sonra damla olup akıyordu gönül şelalemde. Bugün de durduramadım ya. Ne olacaksa olsundu. Öyle bir boşvermişlik.

    Zifiri karanlıkta, caddedeyim. Ayaklarım yere sert vura vura koşuyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan. Hıçkırıklarıma eşlik eden çarpan kalbimi hissediyorum. Hızlıca, durmadan, dinlenmeden, susmadan...

Birden duruyorum, çöküveriyorum gözüme ilişen banka. Havanın sıcaklığına rağmen soğuk hissettiriyor oturduğum bank. Az önce bir hışımla çıkıp hiç bir şeyi umursamayan ben, rahatsız oluyorum ıslak suratımdan. Çantamdan peçete çıkarıyorum. Bir güzel siliyorum yüzümü. Akan göz kalemimden dolayı siyaha boyanan peçeteyi görünce yüzümün halini düşünüyorum da korkunç olmalı. Sinirleniyorum, yüzümün simsiyah olduğunu düşünmek beni kızdırıyor. Sanırım, temiz hava beni kendime getiriyor. Mantıklı düşünmeye başlıyorum. 

'Hey, diyorum sen. Sen ki az önce odanın içinde boğulan, ağlayarak koşan, kalbin sızlayarak dert yanan. Ne oluyor? Bu kadar mı zayıfsın? Bu kadar kolay mı etkiler seni insanlar? Bu kadar kolay mı seni yıkmak? Bir üflemeyle yerle bir olan bina gibisin şimdi.

Bak. Şimdi kendine gelmeye başlıyorsun. Kız kendine, kork kendinden. Kimse sana bunu yapmamalı, bunları yaptırmamalı. O yüzünü berbat eden gözyaşlarına haykır. O gözyaşlarını akıttıran şeylere haykır, kız, bağır. Akşam akşam seni boğan odaları yerle bir et. O odaların boğucu olmasına neden olanları yerle bir et, kır dök. 

Sen, sen, sen. Hep üzülen sen olma. Yapma bunu. Üzülme ki üzmesinler.'

Bir çırpıda geçiyor bu sözler dilimden. Ah diyorum. Ah. Çabuk kendine gel. Kalkıyorum banktan. Sakin adımlarla dönüyorum evime doğru. Artık beynimin hükmünde kararlar alıyorum yürüdüğüm yolda. 

                        Kalbim sakinleşiyor, 
                        Yüzüm kuru, 
                        Ben kararlı,mutlu,umutlu...









4 yorum:

  1. büyük bir keyifle okudum. Elinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. duygularımızı beslemeye devam etmek güzel :) gücü, duygunun huzuruna sunmuşsun.

    YanıtlaSil